Okuyuş

Kelimeler

EHÂ: اخا

Kardeş edinmek, dost, yâran, arkadaş, ihvan.

EHARA: اخر

Yarın, Geri bırakma, saati geri alma, iki şeyden diğeri ,öteki, benzeri, başkası,  son, uç, arkada-geri  kalmak, nihayeti bitimi, sonuncu, esmadan, yolun sonu, son durak, ahiret, ölüm sonrası, bir şeyin arkadan sonu, anayurt, yakın zaman.

EHAZE: اخذ

Bir şeyi almak, sahip olmak, edinmek,  tutmak, taklit, yakalamak, galebe etmek, kahretmek, alıkoymak, menetmek, engel olmak, ipnotizma, taklit,  ayıplamak, azarlamak, suçu karşılığı cezalandırmak, yol, usul, ilmin membaı, kaynağı.

EHELE : اهل

Evlenmek, ahbap  edinmek, alışmak, ısınmak, akraba , aşiret, zevce , aile, bilgin, ilim ehli, uzman, eksper, meziyetler, ehliyet, selahiyet, yetki, milli, vatani.

EKELE:اكل

Yemek yemek, yiyip bitirmek, tüketmek, aşındırmak, ömrünü yemek bitirmek, kavmin arasını bozmak, ateşin alevi şiddetlenmek, kaşıntı, uyuz illeti, yalana kulak verip haram yemek, geniş rızık, obur, bıçak, kamçı, ürün, yemiş.

ELEFE : الف

Bir yere alışmak ve sevmek, alışıp ısınmak tanışmak, ülfet etmek, derli toplu olmak, müellif(derleyip toplayan), elif harfi, 1000 sayısı sayıların binde toplanmasıyla bu ismi almış, bin,

ELEHE: اله

Zatı ilahiyyenin sıfatları, mabut luk, kulluk etmek, korumak, sığınmak, iltica etmek, ikamet etmek, tanrı addetmek, tapınılan her şey, kainatın yaratıcısı Rab Teala, brova, aferin, çok güzel.

ELEME:الم

Ağrımak, acımak, acıtmak, dertli yapmak, elem isabet eden, alçaklık, çarkı felek çiçeği.

EMERA:امر

Emir, vali, bey, kumandan olmak, emretmek, buyurmak, bir şeyi fiili yapmasını istemek, çoğaltmak, tamam olmak, amir, emre uyan, talep, istek, danışmak, meşveret etmek,  kongre, danışma kurulu heyeti.     Komuta, yönetici , hakim , otorite ,iktidar ,egemenlik, danışmanlık , istişare ,bekletme, bekletme

ERAZA: ارض

Arazi, yer hoş manzaralı olmak, süslü olmak, bitkisi otu çok olmak, bir şeyi ağırlaştırmak, ıslah etmek, onarmak, bir yerde ikamet edip kalmak, ilgilenmek, dünya, yeryüzü, ağaç kurdu, ardiye,   Göğün mukabili olan cisim veya insanların üzerinde bulunduğu yer; ülke, toprak, kara parçası, arazi gibi sınırlı yerler için de kullanılır. Bir şeyin alt kısmı, nasıl ki üst tarafına sema denir. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretkenOyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak, yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer,Kalan, Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. İtaatkâr., baş dönmesi.