Okuyuş

Kelimeler

CEHELE:جهل

Tencerenin kaynaması şiddetlenmek, bilmemek, tanımamak, hafifsemek, közü karıştıran değnek, bilinmeyen meçhul. Cahil olmak, zayi etmek, yitirmek, cehalete hamletmek, bilgisiz, işaretsiz.

CEMEA:جمع

Dağınık şeyi toplamak, biriktirmek, Cuma namazı kılındı, bir iş üzerinde birleşmek, ittifak etmek, toplamak,  cemiyet, toplantı, federasyon, halk, hepsi, bütün, asker, icma.

CEMEHA : جمح

At sahibine isyan etmek, sahibini alt etmek, adam heva ve hevesine uyup önlenememek, sürat etmek, koşmak, hezimete uğramak, arzusuna nail olmamak, cenkte yenilmiş asker, asi, serkeş.

CEMELE: جمل

Güzel.güzelleştirmek, dağınık şeyleri toplamak,eritmek, ahlakı şekli yardılışı güzel olmak,icmal etmek,kısa söylemek,deve, kalın halat,bülbül, ihsan, iyilik, veciz söz,özet, ısa, inci.

CENEBE :جنب

Uzaklaştırmak,  taraf, yan, etraf, cihet.bir şeyin sağ veya sol tarafı, itmek, özlemek, meyletmek, bir şeyden uzak olmak, çekinmek, yabancı, ecnebi, boyun eğmeyen, Cünüplük, cenabet ,bir şeyin çoğu, karşılığı.

CENEDE:جند

Asker toplamak, asker, kendini bir işe vermek, Şam , humus, Filistin şehir ve kasabaları, sert yer çamura benzer taş.

CENNE: جن

Gece kararmak, kefenlemek, örtmek, kapatmak, akıl zail olmak,  saklamak, bitki uzayıp kalınlaşmak, karanlık basıp örtmek, cin, cinnet,  bir çeşit yılan, kalp, her şeyin içi, ruh, gençliğin başlangıcı, kabir, ölü, kalkan, siper, kadının baş ve yüz örtüsü, küçük bahçe,

CERAFE: جرف

Toz toprak vs.yi süpürüp götürmek,  çoğunu götürüp gitmek, helak etmek, kürek, uğursuz, obur- çok yiyen, sık ve sarmaşık ot, bolluk, yar, uçurum, sel suyunun kazdığı yer, veba, muhtaç, perişan.

CERAME: جرم

Kesmek, yününü kırkmak, kazanmak, günah işlemek, günah, hata, cürüm ve töhmet isnat etmek, suçlu. Bir şeyi kesmek, bir şey kazanmak, insanı suç işlemeye teşvik etmek, kınamak, suç / günah işlemek, itaatsizlik davranışını yapmak, açık olmak, bir şeyi tamamlamak , bir şeyi sona erdirmek ya da bitinceye kadar bir şey getirmek için [tamamlandıktan sonra].

CERAYE: جرى

Su akmak, kendi akışıyla akıp giden şey, birden akmak, seyretmek, yürümek, bir işte yetkili kılınan elçi, vekil göndermek, yürürlükteki gelenek,  bir şeyde yarış yapmak, tedavülde olan, câri, akan, cereyan.