Okuyuş

KEHF SURESİ 99-106. AYETLER

KEHF SURESİ  99-106. AYETLER

24.01.2021

وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ ف۪ي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعاًۙ (99

 

وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِر۪ينَ عَرْضاًۙ (100

  •  

  • اَلَّذ۪ينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ ف۪ي غِطَٓاءٍ عَنْ ذِ كْر۪ي وَكَانُوا لَا يَسْتَط۪يعُونَ سَمْعاً۟ (101

     

 

اَفَحَسِبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَاد۪ي مِنْ دُون۪ٓي اَوْلِيَٓاءَۜ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ نُزُلاً(102 

 

  • قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالاًۜ(103

     

  • اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعاً(104 

     

  • اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْناً (105
  • ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُواً (106

     

99.  Ve o gün onları bırakıvermişizdir, bir kısmı diğerinin içinde dalgalanıyorlar. Sura  üflenilmiştir ve onları bir toplayışla toplamışızdır.

100.  O gün cehennemi kâfirlere bir sunuşla sunduk/gösterdik/sergiledik.

101.  Onların gözleri, benim zikrimden uzaklaştıran bir perdenin/örtünün içindeydi. Onu dinlemeye de katlanamıyorlardı/güç yetiremiyorlardı.

102.  Küfredenler benim berimden kullarımı kendilerine veliler yapacaklarını mı sandılar? Biz kâfirlere cehennemi konak olarak hazırladık.

103.  De ki: "Size işleri bakımından en çok ziyana uğrayacak olanları haber vereyim mi?"

104.  Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.

105.  İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden, bu yüzden eylemleri boşa çıkan kimselerdir. Kalkış/kıyam gününde onlar için artık tartı kurmayız/önem vermeyiz.

106.  İşte böyle. Ayetleri görmezlikte direnmelerine/küfretmelerine karşılık cezaları cehennemdir. Onlar, ayetlerimi ve elçilerimi hafife almışlardır.

Kelime Açıklamaları

HASEBE : حسب

Saymak, hesap etmek, takdir etmek, ölçmek, zannetmek, yetmek, mükafatlandırmak, hesaplaşmak, hesaba çekmek, sanmak, tahmin etmek, addetmek, kafi, yeter, hesaba çeken , hesap gören, azap, şer, dolu, yıldırım, toz, çekirge .

KÂME: قام

Dikilme ayak üzerinde kalmak, düzelmek, bir iş icra etmek, yürütmek, dosdoğru olmak, devamlı ve sabit olmak, hak zahir ve sabit olmak, bir şeyin direği nizamı, namazda ayakta durma, kıyamet, adaleti ayakta tutan.  her şeyi koruyan tutan esmaül hüsnadan, hükümran, makam, meclis, uygulamak, idareci, bir şeyin kıymeti değeri, durma, ikamet, ikamet yeri, istikamet,  vadini tamamlamak, sözünü tutmak, doğrulmak, kavim, topluluk, reis, başkan, idareci, tam ve kamil.

HABETA: حبط

Boşa olmak, fasit olmak, heder olmak, çok veya lüzumsuz yemekten karnı şişmek, ameli batıl boş olmak, kuyunun suyu çekilip kurumak, yüz çevirmek

TÂA: طاع

Boyun eğmek, yumuşamak, ağacın meyvesini toplamak, rıza göstermek, bir şeye gücü yetmek, itaat,  taat, muvafakat eden, gönülden davranan. İzin vermek, gönülden , isteyerek davranmak, örfde farz olmayan gönüllü yapılan ibadet, yapılacak faaliyetin tüm araç gereçleri kişide mevcut olması.

EYÂ-EYEYE: ايا

Durmak, eğleşmek, nişan, alamet koymak, kastetmek, yönelmek, işaret , ibret,  ayet,mucize, şahıs, cemaat, Kuranı kerimi meydana getiren cümlelerden her biri, bir şeyin cinsini ve türünü belirlemek, apaçık alamet, sağlamlaştırma ve bir şeyin üzerinde durmak, bilgi düzeyine göre farklılık.

ARADA: عرض

Bir şeyi diğer bir şeye arz etmek, göstermek, takdim etmek, sunmak, sergilemek, teşhir etmek, isabet etmek, gözden geçirip haline bakmak, bir şeyden yüz çevirmek, geri dönmek, uzunluğun zıddı enine doğru genişlik, yan-kenar, bulut, bir şeye yapılan engel, arzuhal, dilekçe,  yarışmak, zahir olmak, şahsiyet, şeref, eşya , meta, mal hırsı, ganimet,

VELEYE : ولى

Bir şeye yaklaşmak, idare etmek, düzenlemek işini üzerine almak, yardım etmek, birini bir işe vali kılmak, idaresini ona  bırakmak, iki şeyi bir biri ardınca olmak, biriyle dostluk yapmak sevmek, geri dönmek yüz çevirip terk etmek, veli edinmek, daha layık uygun yakın, rab, efendi, aziz, evliya, bir işin otoriteri.  vasiyet ve tavsiyede bulunmak, vasi, veli, vali, vilayet, hüküm, soy-din-dostluk-mekan ve yardımlaşmada yakınlık anlamındadır.

MÂCE : ماج

Deniz köpürüp dalgalanmak, dalga, azmak, haktan batıla meyletmek, insanların işleri karışık kuruşuk olmak, gençliğin başlangıcı, Çalkantılı ve rahatsız edici bir halde olmak, karışık ya da şaşkın olmak için, gergin ve fırtınalı olmak, çatışmak ya da çarpıtılmak, geriye ve ileriye gitmek, bir taraftan diğerine geçmek.

NEBEE:نبئ

Yüksek olmak, haber vermek, hafifçe seslenmek, haber iletmek, bildirmek, soruşturmak, yeni olay, bir yerden diğer yere  girip çıkan açık ve geniş yol, peygamber,  yüce olmak, yüceltilmek , konum ve değeri yüksek olmak. Yeryüzünde çıkıntı, kabartı, yüksek mevki ya da saygınlık, besbelli, apaçık yol. Başka bir bölgeden, toprak parçasından gelen akarsu, Bilgilendirmek, bildirmek, çağırmak, alçak sesle dile getirmek. Bilgi, haber, anons, ilan, duyuru; hikaye, büyük ve önemli haber, kendisinden büyük fayda sağlanan ve ilim alınan haber.
Nebî sözlükte “haber veren; mertebesi yüksek olan; açık seçik yol” anlamlarına gelir.

SEMİA: سمع

Kulağı işitmek, dinlemek, sözü anlamak, duyurmak işittirmek, bir söze kulak verip dinlemek, aralarında ayıbı kusuru yaymak, hay hay baş üstüne, şöhret, vahye dayanan bilgiler, stetoskop.

HAYYE: حى

Canlı olmak, gelişir olmak, yol işlek olmak, diri kılmak, dirilmek, bitki ve hayvanda gelişen güç, duyan, hisseden, işleyen akıllı güç, üzüntünün ardından gelen dirilik, akıl ve ilimle ulaşılan ebedi hayat, haya, utanma duygusu ateşi körükleyen canlandıran, bir birine dua etmek, selam vermek. bolluk, verimlilik, yağmur, tövbe, hayat, ölümle doğum arasında geçen merhale,canlı, yılan, aslan, mikrop, bekâ, haya etmek utanmak.

KEFERA:كفر

Allah’ı inkar etmek, örtmek, , bürümek, ziraatçının tohumu toprağa gömmesi, tanıyıp anladıktan sonra başkasının ulaşmasına engel olmaya çalışması, karanlık gece ,zırh, nankörlük,  çiçek tomurcuğu yuvası, asmanın önce çubuğu yarıp çıkarırken kapçık yerinde olan pek küçük yaprağı, toprak, kabir, uzak yer, gecenin siyahlığı, gemiyi ziftleme, zift, günahları örten ve izale eden sadaka, oruç, vs. gibi, kefaret,

ZEKERA:ذكر

Bir şeyi zihninde tutmak, değerlendirmek, değer olarak ortaya koymak,  ezberlemek, hatırlamak, unuttuktan sonra hatırlamak, anmak, yad etmek, Allah’a sena ,tesbih etmek, zikretmek, erkek,  bir kelimeyi müzekker kılmak, görüşmek, müzakere etmek, pasaport, reçete, sağlam söz, sertifika.

LAKIYE:لقى

Yüzüne felç indirmek, karşı karşıya getirmek, haber iletmek, bir şeyi görüp karşılaşmak, atmak, kapatmak, salmak, bulmak. biriyle karşılaşıp buluşmak, sual ,soru sormak, ders vermek, bir adama kavuşup buluşmak, yerleştirmek, mülakat

HASERA:خسر

Alış verişte aldanmak, helak olmak, hüsran, mal veya sağlık kaybı, esenlik-iman-akıl-sevap gibi iç kazançların yitirilmesi, sapıtmak, eksik yapmak, zayi etmek, helak etmek, iyilikten uzaklaştırmak, sermayenin azalması,  kesat ve zarara uğramak.

ABEDE:عبد

Boyun eğmek, kulluk etmek, itaat etmek, köle olmak, bir şeye yapışıp ayrılmamak, ibadet eden kulluk eden, perestiş  tazimle  Allah’a boyun eğmek. Mabet, hizmet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek.

DALLE:ضل

Yoldan sapmak, haktan sapmak, hata etmek, zayi olmak, boşa gitmek, mahvolmak, bir şeyi yitirmek saptırmak, suyu salmak, batıl, sehven veya amden doğru yoldan çıkış, şaşkınlık, kayıp, yitik, kaybolmak.

TERAKE:ترك

Bırakmak, terk etmek, ayrılmak, unutmak, gözden kaçırmak, boşlamak, ihmal etmek, vazgeçmek, yalnız başına bıraktı, müzakere etmek, bir şeyi hali üzerine terk edişmek, kavga harp vs. Yapmaya anlaşmak, ölünün bıraktığı miras. Türk.

NEZELE:نزل

Yukarıdan aşağı inmek, inmek, nazil olmak, sahaya çıkmak, hükmünü kabul etmek, boyun eğmek, ölçüyü kabul etmek-tanımak, bir iş başa gelmek, terk etmek, vazgeçmek, saldırmak, hücuma geçmek, bir yere konaklamak, misafir, nezle, tedrici, azar azar inmek, inzal , ferağat etmek, vazgeçmek, makam, rütbe, itibar, yukarıdan düşmek, inmek.

SANEA: صنع

İşlemek, güzel işlemek, iş yapmak, işinde mahir, meslek, sanat, sanatçı,  zanaat, sentetik, endüstriyel, ihsan, hayır, davet, ziyafet.üretim,  fabrika, atölye.

ÂNE-AYENE :عان

Gözü geniş ve güzel olmak, göz,  sıvı vs. akmak, kuyunun suyu çoğalmak, kötü gözle bakmak, göz değirmek, casusluk yapmak, birine haber getirmek, gözü ile görmek, kaynak, göze, pınar, suyun kaynadığı yer, ilim, topluluk, öncü asker, kavmin şereflisi, örnek, numune.   gözü incitmek, nazarla vurmak, gözyaşlarını akıtmak, casus olmak. Ayan  görmek, yüz. bakmak, delik, su kaynağı, şef, bir yerin şahsiyeti. su, bahar

VEZENE: وزن

Bir şeyi tartmak, ağırlığını anlamak için kaldırmak,  vezne uygun şiir yazmak, iki şey arasını eşitlemek, denklemek, karşı karşıya olmak, ödüllendirmek, bir hizaya getirmek, miktar, terazi, tartmada konulan gramlar, adalet, barometre, şakul vs., insanın akıl ve endişesi, dağın yamacı.

CEZÂ-CEZEYE: جزي

Yetmek, kifayet etmek, karşılığını vermek, yerini tutmak,sevap, ikap, ihtiyaç bırakmamak, mükafat vermek,ödemek, cezalandırmak,yerden alınan haraç azınlık vergisi, sıkarak alacağını istemek,  yeten ,kafi gelen.

ATEDE: عتد

Hazır olmak,bir şeyi hazır ve amade kılmak, sabatında dikkatli ve mahir olmak işini sağlam yapmak, harp vs.için hazırlanmış malzeme, ikmal, levazım, gelecek, yakın, mücevher kutusu.

SÂRA: صار

Çok ses çıkarmak, meylettirmek, yaklaştırmak, varılacak yer, bir şeye suret vermek, resimlemek, vasfetmek, nitelemek, fotoğraf, sur, boynuz gibi borazan, uydurma, kurgu, bir müzik aleti, eskiden haberleşmede kullanılan boru, şekil, kılıç, heykel.

NEFEHA : نفخ

Üflemek, çalmak, şişirmek, ansızın rüzgar esmek, kibirlenmek, körükle ateşi tahrik etmek, kibirlenmek, gurur, üfürük

SEAYE : سعى

Ailesi için çalışıp kazanmak, çalışmak, çabalamak,  iş işlemek, koşuşmak, hızlı hareket etmek, ilerlemek, koşuda galebe gelmek, postacı, arabuluculuk. kast eylemek, yürümek, koşmak, vergi tahsildarı, kovucu.

ĞATÂ-ĞATAVE : غطو

Karanlık bastırmak, bir şeyi örtü vs. ile örtmek gizlemek, su vs. yükselip kabarmak, yiğitlik kemalini bulup tam yiğit olmak, gizlemek, örtmek, bir şeye bürünmek, denizin taşıp köpürmesi.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu