Okuyuş

TEVBE SURESİ 129. AYET

TEVBE SURESİ 129. AYET

16.12.2017

فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُلْ حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Eğer yüz çevirirlerse şöyle de: “Allah bana yeter/ Benim hesabımı gören Allah’tır. O'ndan başka ilah yoktur. Ben ona tevekkül ettim. O azim arşın rabbidir.”

Kelime Açıklamaları

HASEBE: حسب

Saymak, hesap etmek, takdir etmek, ölçmek, zannetmek, yetmek, mükafatlandırmak, hesaplaşmak, hesaba çekmek, sanmak, tahmin etmek, addetmek, kafi, yeter, hesaba çeken , hesap gören .

VEKELE : وكل

Bir işi tamamen birine sipariş edip ısmarlamak, birini kendi görüşüne, haline terk etmek, birini vekil kılmak, bir işte birine itimat edip  güvenmek, bir işte aciz olduğunu gösterip onu yapmayı başkasına verip güvenmek, güven, itimat, tevekkül, vekillik, vekalet, temsilci, koruyucu,

ARAŞE: عرش

Gölgelik yapmak, çardak kurmak, evi bina etmek, taht yapmak, meyletmek, sapmak, hayran kalmak, bir işi geciktirmek, mülk, izzet, şeref, şan, işin kıvamı, ikamet etmek.

Önceki Sonraki

2 Yorum

  1. Tevbe, istiğfar kelimesini bir durup düşünmek gerekir. Bu kelimenin, bu ismin bir sureye isim olmasını durup durup düşünmek gerekir. Demek ki! İnsanoğlunun hatalarla dolu bir hayatı var ki bir sureye konu olmuş. Allah insanoğlunu bize anlattı, biz de okuduk, öğrendik, düşündük ve düşünülmesi gerektiğini anladık. Allah bize bunları anlattı ki! Siz ey insanoğlu hata yaparsanız hataları günah hâline, günahları da içinden çıkılmaz hâle getirmeyin. Düzeltilmesi gerekenin düzeltilmediğinde sonunun harap olacağını, Tevbe suresi bize örneklerle anlattı. Elbette hayatımızda zorluklar olacak, biz de bu zorlukları ayetler ışığında aşacağız. Uğraşmadan arzuladığımızı hazır bulamayacağız. Biz uğraşacağız ki mükafatlanabilelim. Biz uğraşacağız ki felah bulabilelim. Zorluk seferinde anlatıldığı gibi münafık, dünyada hep var olmaya devam edecek. Mesele bizim özümüzün ve sözümüzün bir olması. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) gibi Hz. İbrahim gibi sahabe gibi tevbeyi bilip rabbe giden yolda olmaya daima imkanımız var. Bol bol tevbe edip rabbimizden bağışlanma dilemeliyiz. İnsan kendini kandırmamalı.

  1. تاب: T’ABE: Hatasından Allah’a dönmek, bir daha dönmeyeceğine kesin olarak karar vermek ve düzeltilebilecek hareketlerini, amellerini kesin dönüş yaparak düzeltmek. Sure bu kelimenin içeriğini özetliyor. Âdeta insanın hatasız olamayacağını, hata yaptığında da gideceği tek yerin Allah olduğunu söylüyor bu sure. Çünkü O’dur Tevvabürrahim. O’ndan başka tevbeleri kabul edecek başka merci de yoktur. Rabbimiz bize bunu “Onların yanlarından bir sadaka al ki onları tathir ve tezkiye edesin. Onların üzerine salat et. Muhakkak senin salatın onlar için sekinedir. Allah işiten ve bilendir. (Tevbe suresi 103)” ve “Geride bırakılmış üçünün üzerine de dönmüştür/tevbe etmiştir. Arz geniş olmasına rağmen onlar üzerine dar geldi. Nefisleri de onlara dar geldi. Allah’ın dışında bir melce/sığınılacak yer olmadığını bildiler. Onların dönmeleri/tevbe etmeleri için Allah onlara döndü/tevbe etti. Allah tevvab, merhamet edendir. (Tevbe 118)” ayetlerinde söylüyor. Acıması ve esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden de yalnız O’dur. Dönüşümüzü Allah’a yaptığımızda bizi O’nun katında bir sukunet ve bir güven duygusu kaplar ve göremeyeceğimiz güçlerle destekleniriz. Bu iç huzur ve sukunet, ne parayla ne mallarla ne de çocukların çokluğuyla elde edilir. Bunu da bize “Onların meylettikleri şeyler ve çocukları seni şaşırtmasın/imrendirmesin. Allah dünya hayatında onları ancak onunla azaplandırmayı ve kâfir oldukları hâlde nefislerinin çıkmasını irade etmiştir.(Tebe suresi 55. Ayet)” ve “Onların evladı ve malları seni şaşırtmasın. Allah, dünyada onunla onları azaplandırmayı ve kâfir hâlde nefislerini mahvetmelerini irade ediyor.(Tevbe suresi 85. Ayet)” ayetlerinde açıklıyor. Bunların boş olduğunu, asıl zenginliği Allah’ın bize verdiğini, O’nun ve elçisinin verilmesini sağladığı şeylerle yetinmek gerektiğini, hoşnut olmanın “Allah bize yeter.” demenin bizi bolluk ve berekete ulaştıracağını bu ayetlerden anlıyoruz. Bize düşen bunlarla amel etmek ve hayatımıza yön vermektir. Mücadele etmemiz gerekirken ya da üzerimize düşen vazifeleri yerine getirirken geride kalmak yerine ilklerden ve önde gelenlerden olmak rabbimizin hoşnutluğunu sağlar. Güçleri yettiği hâlde geride kalanlarla olmayı yeğleyenlerin kalpleri mühürlenir. Öyle ki artık hakkı kavrayamazlar. Kalplerin mühürlenmesi, kulakların hakkı duymaması insanın kendi çabasıyla olur. Allah hiç kimseye haksızlık yapacak değildir. Herkes kazandığının rehinidir. Bize düşen mallarımızla canlarımızla çabalar ortaya koymaktır. Allah yolunda en üstün armağanlara ve sonu gelmez mutluluklara erişmek de bu çabaların bir sonucudur. Allah yolunda savaşan, öldüren, öldürülen müminlerden Allah canlarını ve mallarını satın almıştır. Hem de onlara karşılığında cenneti vadederek. Ne kadar karlı bir alışveriş! Sermaye Allah’tan onu yine Allah’a satıyorsun. Elimizde bir şey yokken bize kârlı bir ticaret yapmamızı sağlayan Allah ne kadar da seviyor kulunu. İşte en büyük bahtiyarlık… Bu bahtiyarlık; günah işlediğinde tevbe ve pişmanlık içinde rabbine yönelen, ona kulluk eden , onu öven, onun hoşnutluğunu durmaksızın arayan, onun önünde eğilen, eğri ve kötü olanın yapılmasına engel olanların ve Allah’ın koyduğu sınırları gözetenlerin olacaktır. Kurmuş olduğumuz iman mescidini, Allah’a karşı sağlam bir sorumluluk bilinci ile inşa etmeli ve onun hoşnutluğunu kazanma arzusu ile yükseltmeliyiz. Bu bizim için daha iyidir. Yoksa her anımız; uçurumun kenarında aşağı düşme teklikesi içinde beklemekten, içimizi paralayıp bizi tüketen bir huzursuzluk hâlinden pek de farklı olmayacaktır. Dönüşümüzü Allah’a ve elçisine yapalım. Öyle bir elçi ki! Bize çok düşkün, çekmek zorunda kalabileceğimiz sıkıntıdan ötürü kendini büyük bir yük altında hisseden , mü’minlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir elçi… Allah bize yeter. Ondan başka ilah yoktur. Hep ona dayanmış hep ona güvenmişimdir. Çünkü O’dur en yüce hükümranlığın rabbi.

Yorum Yapınız