Okuyuş

MERYEM SURESİ 1-9. AYETLER

MERYEM SURESİ  1-9. AYETLER

09.02.2021

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

كٓهٰيٰعٓصٓۜ(1

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ(2 

 

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِيًّا(3

 

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِيًّا(4

 

وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّاۚ(5

 

يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا(6

 

يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا(7

 

 

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا(8

 

 

قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا(9

 

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN  ADIYLA

1. Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.

2. Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametini anıştır/değerlendirmedir.

3. O, Rabbine gizli bir seslenişle seslenmişti.

4. Rabbim, demişti, ben, bende kemik/azamet gevşedi; saçlarım iyice ağardı/baş, ihtiyarlk aleviyle tutuştu. Rabbim, senin duan/davan ile hiçbir zaman bahtsız olmadım.

5. Benden sonra yerime geçecek olanlardan endişeliyim. Karım da/imraemde kısır. Onun için bana, katından bir veli bağışla/hibe et.

6. Ki, bana ve Yakup oğullarına mirasçı olsun. Rabbim! Onu beğenilen bir kişi yap.

7. Ey Zekeriyya, biz seni bir ğulam ile müjdeliyoruz, ismi Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık.

8.  "Rabbim, dedi benim nasıl ğulamım olur? Karım da kısırdır. Ben ise yaşlılığın son sınırına vardım."

9. Dedi: "Bunun gibidir. Rabbin: 'O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım' dedi."

Kelime Açıklamaları

HALEKA: خلق

Oranlamak ölçmek, doğru dürüst planlama ,bir şeyi herhangi bir örneği olmadan yaratmak, düzeltmek, bir şeyden bir şeyi meydana getirmek, yumuşak olmak, yalçın kaya ve dağ, mahlukat, insanlara güzel muamele edip iyi geçinmek, ahlak, fıtrat,

EVELE: اول

Dönmek, irtidat etmek,  vali, reis, başkan olmak, idare etmek, hükmetmek, öne geçmek, döndürmek, çevirmek, irca etmek, tefsir etmek, tevil etmek, yorumlamak, uzak ve gizli manalarını ortaya çıkarmak, adamın çoluğu çocuğu ailesi, serap, akraba, taraf( ale firavn)  alet, araç ,bir şeyin kendisi, fotoğraf makinesi, daktilo., makine, akıl, iradesine sahip olmak,  uzuv. .

RAZEYE; رضي

Seçmek, razı olmak, kabul etmek, ehli görmek, yetinmek, birinin rızasını istemek, kanaat, hoşnut olma, tasvip, kabul,  memnun olmak, Allah’ın  kulunun O’nun emir ve yasaklarına riayet ettiğini görmesi ve kulundan razı olmasıdır.

VELEYE : ولى

Bir şeye yaklaşmak, idare etmek, düzenlemek işini üzerine almak, yardım etmek, birini bir işe vali kılmak, idaresini ona  bırakmak, iki şeyi bir biri ardınca olmak, biriyle dostluk yapmak sevmek, geri dönmek yüz çevirip terk etmek, veli edinmek, daha layık uygun yakın, rab, efendi, aziz, evliya, bir işin otoriteri.  vasiyet ve tavsiyede bulunmak, vasi, veli, vali, vilayet, hüküm, soy-din-dostluk-mekan ve yardımlaşmada yakınlık anlamındadır.

HAYYE: حى

Canlı olmak, gelişir olmak, yol işlek olmak, diri kılmak, dirilmek, bitki ve hayvanda gelişen güç, duyan, hisseden, işleyen akıllı güç, üzüntünün ardından gelen dirilik, akıl ve ilimle ulaşılan ebedi hayat, haya, utanma duygusu ateşi körükleyen canlandıran, bir birine dua etmek, selam vermek. bolluk, verimlilik, yağmur, tövbe, hayat, ölümle doğum arasında geçen merhale,canlı, yılan, aslan, mikrop, bekâ, haya etmek utanmak.

ZEKERA:ذكر

Bir şeyi zihninde tutmak, değerlendirmek, değer olarak ortaya koymak,  ezberlemek, hatırlamak, unuttuktan sonra hatırlamak, anmak, yad etmek, Allah’a sena ,tesbih etmek, zikretmek, erkek,  bir kelimeyi müzekker kılmak, görüşmek, müzakere etmek, pasaport, reçete, sağlam söz, sertifika.

KEBERA:كبر

Bir adam diğerinden yaşça büyük olmak, ihtiyarlık, yaşlanmak, makam ve mevkide büyük şerefli olmak, bir iş üzerine zor ve ağır gelmek, meşakkatli olmak, bir iş de aşırı olmak, kibirlenmek kendini büyük görmek, ekabir, ululuk, azamet, mülk, megafon.

 

KABELE:قبل

Bir yeri önüne almak, şuandan önceki, çabuk davranmak, gelmek, kefil olmak, taahhüt etmek, bir sözü kabul etmek tasdiklemek, bir şeyi razı olarak almak, yapışmak, sağlam tutmak, cahil iken arif ve bilgili olmak, yüzünü dönmek, yönelmek,  karşılamak, karşısına  gelmek/dikilmek, ebe, işin evveli, kabiliyet, mesuliyet, güç, takat,  kıble, cihet, yön, Kâbe, gelecek

SEMÂ:سما

Bir şey yükselmek, uzamak, isim koymak, yarışmak, birbirleriyle yarışmak, ün, isim, şöhret, yüksek ali makam, sema, gök, yukarı, yörünge, tavan. alamet, nişan, yücelikle tastif etme. yüce, yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, isim, sıfat, nitelik;  bulut, yüksekte olan her şey, yağmur, atın sırtı

HÂFE:خاف

 Korkmak, endişe etmek, uyanık, ihtiyatlı olmak, bilmek, yol tehlikeli olmak, gürültü, savaş, tehlikeli yerler, ürkmek, günahtan uzak durmak, Allah’ın  emrettiklerini  tercih edip yerine getirmek, çekinmek, bir şeyi azar azar eksiltmek, kıtal, tehlikeli yollar,  dehşete düşmek, korkuyu başkasına geçirmek, azalan ya da azını alıp götürmek, küçükten küçüğünü bir şeyden almak, bir şeyin yanından almak, katletmek ya da savaşmaktan korkmak, hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan bir şeyin elde edilememesinden duyulan kaygı ve korku.

HAFÂ:خفا

Şimşek parlamak, örtünmek, bir şeyi gizleyip saklamak, gizli şey, hafiy, hafiye.gizli şey, gizli iş aşikare çıkmak, bir şeyin gizli/kapaklı yönünü bertaraf etmek, ortaya çıkarmak,  bir şeyi açığa çıkarmak.

RAHEME:رحم

Birine merhamet etmek esirgemek,  affetmek, bağışlamak, rahim, akraba , akrabalık bağları, hayır iyilik ve nimet, severek ve acıyarak korumak, merhamet, rahmet edilene iyilik yapmayı gerektiren bir hassasiyet/duyarlılık, incelik, duyarlılık, ihsan, rahim, döl yatağı, akrabalık,  yakınlık, birinin hükmü altında olmak, Rahman-rahmeti bol olan, esmaül hüsnadan, merhum, rahmetli.

NEDEYE: ندى

Bir cemiyet, kulüp vs.de toplanmak, mecliste birlikte oturmak, birini çağırmak,  müşavere etmek, sırrını açmak, ifşa etmek, toplantı yeri, kişinin ehli aşireti, taraf, ses, sesin yükselmesi, çağrı, münadi, tellal, bağıran, ses uzak gitmek ve güzel olmak, rutubet, ıslaklık.

BELEĞA:بلغ

Vasıl baliğ olmak, iş gayesine varmak, çocuk buluğa  ermek, ağaç meyve vermeye başlamak, haber etmek, bir şeyi ulaştırmak,ulaşmak, çağrı veya kararı tebellüğ etmek, belagat ilmi, ültimatom, meblağ, miktar,mesaj, haber, bildiri, lisanı fasih beyanı güzel olmak, ilan, tebliğ. 

AKARA: عقر

Deve vs.yi  boğazlamak için bir ayağını kesip yere yıkmak, yaralamak, kurban etmek, dehşete düşürmek, kısır verimsiz toprak, hurma, sabit mülk, ipotek, her şeyin hayırlısı, korkudan ileri geri gidememek.

ŞÂE: شاء

Dilemek, istemek, sevk etmek, muzdar ve mecbur kılmak, nesne, şey,eşya,  mevcut olan, irade, arzu, azar,azar, yavaş yavaş.

VERAYE: ورى

Bir şeyi örtüp gizlemek, Ateş tutuşmak, cerahat,  kişinin içini berbat etmek, şişmanlamak, şiddetle susamak, gizlemek, arkasında , ardında,  bir haber vs.yi açıklamayıp gizli perdede bırakmak, sözden ilk merhalede anlaşılandan başka şeyi kastetmek.

ŞEKÂ- ŞEKAVE: شقو

Güçlüğe düşmek, şaki olmak, bedbaht olmak, mutsuz olmak, yorulmak, bitkin hale gelmek,  zorluk, mihnet, sapıklık, sıkıntı çekmek. hain, kötü. suçlu, kısmetsizlik, kötü şans, kader, şanssızlık, bedbahtlık, kötü niyetlilik.

ĞALEME: غلم

Bulüğ çağına yaklaşmış çocuk, ergenlik çağı,küçük hizmetçi,ücretli kul, büyüme çağı, gençlik,cariye, kurbağa, kamlumbağa, deniz kabarıp dalgaları çoğalmak, terlemek için örtmek, kuyudaki su gözü- membaı, heyecanlı, çalkantılı, doğumdan on yedinci yıla kadar olan dönem, gençlik, genç adam, çocuk.

REESE: راس

Kadri yücelmek, şerefi artmak, başkan olmayı istemek, baş,akıl, pınar, menbea, kuvvetli ve şiddetli baş, insanlara başbuğ reis olmak, vali, hakim, baş,kafa,  başkan, müdür, dekan, elebaşı, 

VEHEBE: وهب

Karşılıksız vermek, hibe etmek, bahşetmek, bağışlamak, tahsis etmek, farzet, say, kabul et, bir işin gerek şeylerini hazırlamak, dağda su toplanan çukur,  Allah vergisi, yetenek, beceriklilik. 

VERASE: ورث

Varis olmak, birine bir şey bırakmak, ateşi yanması için tahrik etmek, miras, taze şey, Esmadan.

AZAME: عظم

Kemik, kemiğe vurmak, büyük ulu olmak, iş büyük zor gelmek, bir şeyi büyük görmek, tutmak, büyütmek, büyüklenip kibirlenmek, kavmin efendileri, daha büyük, daha önemli, şiddetli musibet, azamet sahibi, hak, hukuk.

HÂNE : هان

Yumuşak ve kolay olmak, hakir zelil olmak, zayıf ve sakin olmak, bir şeyi küçümsemek hafif görmek, şiddet, sıkıntı, rezalet, tevazu, alçak gönüllülük.

VEHENE : وهن

İşinde ve bedeninde zayıf ve gevşekçe olmak, romatizma, zayıflık, gevşeklik,  yaradılış veya ahlak yönünden zayıflık, yılgınlık, gevşemek, boşa çıkmak, birini zayıflatmak, kuş uçamamak, üzüntü ifade eden vah kelimesi yerini tutan bir kelime.

ŞÂBE-ŞEYEBE : شاب

Saçı ağarmak, ihtiyarlamak, kocamak, saçı sakalı ağarmak.

ATÂ: عت

Kibirlenip haddi aşmak, ihtiyar çok yaşlanıp kocamak, sona ermek, isyan edip itaat etmemek, haddi aşıp kibirlenen adam, Cabbar, zorba, katı kalpli,

ŞEALE : شعل

Ateş tutuşmak, alevlenmek, saçının rengine beyaz karışmak, sinirlenmek, yüksek hararet, kandil, fitneyi körüklemek, şule, meşale.

ENNÂ : نى

Edat, nereden, nerede, ne zaman,  nasıl, anlamlarına gelen bir edattır.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu