Okuyuş

MERYEM SURESİ 16-21. AYETLER

MERYEM SURESİ  16-21. AYETLER

20.02.2021

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّاۙ(16

 

 

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا(17

 

 

قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِيًّا(18

 

 

قَالَ اِنَّمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا(19

 

 

قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِيًّا(20

 

 

قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْرًا مَقْضِيًّا(21

16. Kitapta Meryem'i de an/değerlendir. Bir zaman o ehlinden  ayrılıp şark mekanına çekilmişti/nebiz etmişti.

17.  Onlarla kendisi arasına bir hicap/engel edindi. Ruhumuzu ona gönderdik/ görevlendirdik. Ona düzgün bir beşer halinde/şeklinde temessül etti.

Temessül:  Benzeşme/özümseme

18.  (Meryem) dedi ki: "Ben senden, rahmana/rahman ile sığınırım. Eğer korunan/takva sahibi isen".

19.  “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir ğulam hediye etmek için gönderildim” dedi.

20.  Dedi ki: benim için bir ğulam nasıl olur? bana bir beşer dokunmadı, ben yoldan çıkmış biri de değilim.

21.   “Haklısın” dedi; Rabbin buyurdu ki: “Bu, bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil/ayet ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, karara bağlanmış bir hükümdür/iştir.”

Kelime Açıklamaları

EYÂ-EYEYE: ايا

Durmak, eğleşmek, nişan, alamet koymak, kastetmek, yönelmek, işaret , ibret,  ayet,mucize, şahıs, cemaat, Kuranı kerimi meydana getiren cümlelerden her biri, bir şeyin cinsini ve türünü belirlemek, apaçık alamet, sağlamlaştırma ve bir şeyin üzerinde durmak, bilgi düzeyine göre farklılık.

EHELE : اهل

Evlenmek, ahbap  edinmek, alışmak, ısınmak, akraba , aşiret, zevce , aile, bilgin, ilim ehli, uzman, eksper, meziyetler, ehliyet, salahiyet, halk, yetki, milli, vatani.

ZEKÂ : زكا

Bir şey artmak, fazlalaşmak, zengin olmak, işi iyi olmak, ıslah etmek, düzeltmek, övmek, temizlemek, tezkiye etmek, yücelmek, malının zekatını vermek, çift, bereket, büyümek, yetişmek , iyi kalpli olmak, her şeyin halis ve pak olanı, temiz, masum, dokunulmamış, doğruluk, dürüstlük,  günahsız.

EHAZE: اخذ

Bir şeyi almak, sahip olmak, edinmek,  tutmak, taklit, yakalamak, galebe etmek, kahretmek, alıkoymak, menetmek, engel olmak, ipnotizma, taklit,  ayıplamak, azarlamak, suçu karşılığı cezalandırmak, yol, usul, ilmin membaı, kaynağı.

SEVÂ: سوى

 Seviye, iş düzgün olmak, iki şeyi bir birine eşit kılmak, tesviye, mutedil, oturmak, kurulmak, kuşatmak, olgunluk, bir şeyin ortası, karşılığı, ifrat ve tefrit olmayan, düzgün, normallik, yönelmek, sağlamlık, Musevi, fark etmez, denk, kırk yaşına varıp kararını bulmak. düz, doğru, hak, adalet, hakikat, sağlam, zarar, hasar görmemiş, düzenli, uyumlu, uygun, ahenkli,  hep birlikte, hep beraber, benzer, aynı, istikrar, tam, aynı.

KAZÂ: قضي

Hacetini gidermek, borcunu ödemek, işi bitirmek, tamamlamak, tebliğ etmek, yerine ulaştırmak,  sağlam bir şekilde yapmak, beyan etmek, bildirmek, emretmek, kadı,  hakim, infaz etmek, ölüm, mahkeme, hüküm, muhakeme etmek, bitmek, sona ermek, sulh etmek, anlaşmak

VEKAYE: وقى

Allah birini kötülükten muhafaza etmek,Allah’ta korunmaya girmek, takva bir şeyi ıslah edip düzene sokmak, bir şeyi korumak, görüp gözetmek, bir şeyden sakınmak, Allah ikabından (güç , kuvvet, kudret , hile , azap, ceza, ) korkmak, korunmak, çekinmek ,Allah’tan  korkan ,himaye, ezayı def etme, kendisiyle bir şey saklanan.

ZEKERA:ذكر

Bir şeyi zihninde tutmak, değerlendirmek, değer olarak ortaya koymak,  ezberlemek, hatırlamak, unuttuktan sonra hatırlamak, anmak, yad etmek, Allah’a sena ,tesbih etmek, zikretmek, erkek,  bir kelimeyi müzekker kılmak, görüşmek, müzakere etmek, pasaport, reçete, sağlam söz, sertifika.

EMERA:امر

Emir, vali, bey, kumandan olmak, emretmek, buyurmak, bir işin yapılmasını istemek, emretmek, talimat vermek, yönetmek, çoğaltmak, tamam olmak, amir, emre uyan, talep, istek, danışmak, meşveret etmek,  kongre, danışma kurulu heyeti. Komuta, yönetici , hakim , otorite ,iktidar ,egemenlik, danışmanlık , istişare ,bekletme, şaşılacak şey, acaib, tuhaf, zor iş, fazlalık, ziyade, bereket. emir, buyruk. hal, durum, iş, olay, konum.

BAĞIYE: بغي

Ne olduğunu anlamak için iyice bakmak, haddi aşmak, ileri gitmek, yanlış haksız davranmak,  istemek, arzu etmek, uygun olmak, layık olmak, gerekmek, yakışmak, isyan , kibir, fesat, çok yağmur. Haddi aşmak ileri gitmek, kanundan dışarı taşmak, haktan ayrılmak, istemek, zulüm, kendi için bir şeyi istemesini arzulamak. cinayet, suç

MESELE:مثل

Ayak üzerinde dikilip durmak, yerinden ayrılmak, benzemek, bir şeyi bir şeye benzetmek, izinde yolunda olmak,  nazir, denk, karşılaştırmak, göstermek, misli gibi, misilleme,  temsil etmek, piyes vs.yi oynamak, aktör, Bir şey kurmak, bir şeyleri taklit etmek, bir atasözü uygulamak, iyileşme, bir emre uyma, itaat etmek, yolundan gitmek, heykel, faziletli olmak, idealist,  sıfat,  (darbı mesel) benzerlik, benzerlik veya eşdeğer olma.

MESSE:مس

Eliyle dokunmak, birine hastalık yada ihtiyarlık gelmek, birini bir şeye mecbur etmek dokundurmak, dokunan şey, masaj, hissedilebilen,   El ile bir şeyi karşılamak veya dokunmak ya da hissetmek, rahatsızlık , rahatsız edici olmak, başarmak zordur.

ÂZE : عاذ

Sığınmak, korunmak, sarılmak, Allah adıyla korunmak, sığınacak yer, barınak, sığınak.

ĞALEME: غلم

Bulüğ çağına yaklaşmış çocuk, ergenlik çağı,küçük hizmetçi,ücretli kul, büyüme çağı, gençlik,cariye, kurbağa, kamlumbağa, deniz kabarıp dalgaları çoğalmak, terlemek için örtmek, kuyudaki su gözü- membaı, heyecanlı, çalkantılı, doğumdan on yedinci yıla kadar olan dönem, gençlik, genç adam, çocuk.

VEHEBE: وهب

Karşılıksız vermek, hibe etmek, bahşetmek, bağışlamak, tahsis etmek, farzet, say, kabul et, bir işin gerek şeylerini hazırlamak, dağda su toplanan çukur,  Allah vergisi, yetenek, beceriklilik. 

ŞERAKA : شرق

Güneş doğmak, doğu, tekil geldiğimde doğu ve batı yönlerinde- çoğul geldiğinde kış ve yaz aylarında doğuşuna ve batışına işaret eder, hurma uzamak, yer sakiniyle dolup dar olmak, rengi kıp kırmızı olmak, boğaza nesne tıkanmak, yer susuzluktan kurumak, yüzü parlamak, teşrik günleri, bayram namazı, gam, namazgah, mescit.

RÂHA: راح

Geceleyin gitmek yahut gelmek, hayvanlar akşama doğru yahut gece ağıllarına girmek, bir işi iki kişi nöbetleşe yapmak, gün şiddetli rüzgarlı olmak, sevinmek, neşelenmek, bir işi elini çabuk tutarak yapmak, nefes almak, Allah merhametiyle birini beladan kurtarmak, dinlenmek, bitki büyüyüp gelişmek, kibirlenmek, cömert, can, ruh, nefis. esintili rahat yer.

HÂNE : هان

Yumuşak ve kolay olmak, hakir zelil olmak, zayıf ve sakin olmak, bir şeyi küçümsemek hafif görmek, şiddet, sıkıntı, rezalet, tevazu, alçak gönüllülük.

HACEBE : حجب

Engel olmak, perde, örtü, herhangi bir şeye ulaşılmasına engel olmak, örtmek, set, güneş batıp gözden kaybolması, hacip, mirastan yahut girmekten alıkoymak, örtünmek, gizlenmek, kapıcı, sabahın belirtisi başlangıcı, , âmâ, kör, bir şeyin başlangıcı

NEBEZE : نبذ

Almak dışarı atmak, bir şeyin herhangi bir değeri olmadığında gözden çıkarılması, elden çıkarıp atmak, bozuşup ayrılmak, muhalefet etmek, tenha, sakin yer, ayrıldı, çekildi, az ve değersiz şey, terk etme, ihmal, köşe, taraf, uyulmayan emir.   insanlardan uzaklaşmak ,bir kenara bir köşeye çekilmek(üzümden, hurmadan) şıra yapmak, sıkıp suyunu çıkarmak:

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu