Okuyuş

KEHF SURESİ 89-98. AYETLER

KEHF SURESİ  89-98. AYETLER

14.01.2021

ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا (89

 

حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا (90

 

كَذَلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا (91

 

ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا (92

 

حَتَّى إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا (93

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا (94

 

قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا (95

 

آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى إِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا (96

 

فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا (97

 

قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّي فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا (98

89.  Sonra sebebe tabi oldu/kendini tabi kıldı.

90.  Nihayet güneşin doğduğu yere/zamana ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü/perde yapmamıştık. 

91.  İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanında olan şeylerle/ilmimizle kuşatmıştık/ihata etmiştik.

92.  Sonra sebebe tabi oldu/kendini tabi kıldı.

93.  Nihayet iki set arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.

94.  Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cûc ve Me'cûc bozgunculuk/ifsat yapmaktadırlar. Bizimle onlar arasında bir set yapman için sana bir vergi/harç verelim mi?

95.  Dedi ki: rabbimin beni içinde bulundurduğu iktidar/imkan çok hayırlıdır. Haydin siz bana kuvvet ile yardım edin de ben onlarla sizin aranıza bir redim/engel/set yapayım.

96.  «Bana, demir kütleleri getirin.» Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince: «Üfleyin/ körükleyin!» dedi. Artık onu kor haline sokunca: «Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır /maden/katran dökeyim» dedi.

97.  Artık onu ne aşabilirler ne de delebilirler.

98.  Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vaadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin va’di haktır, dedi.

Kelime Açıklamaları

HADEDE : حد

İki  şeyin arasına ayırıcı bir şey koyarak birbirinden ayırmak, sınır koymak, evi vs.yi diğerlerinden ayırt etmek, men etmek, vazgeçirmek, Zina ve İçkinin Haddi=  bu işi yapanları bir daha onu yapmaktan alıkoymak ve başkalarını onların yoluna girmesini engelleyen tedbir, Allah’ın belirlediği sınır ve yasaklar, kılıç, demir, bilemek, dikkatlice bakmak, izah etmek, açıklamak, karşı gelmek, isyan etmek, kapıcı, hapishane bekçisi, iki kenarlı.

VEADE: وعد

Birine söz vermek, sözle vadetmek, yerden bol bitki vs. ummak, sarp ve sert yer, korkulu yer, vaadleşmek, sözleşme zamanı ve mekanı, randevu, muayyer vakit, sözleşme vakti,  ahit, birini bir şer vs. ile tehdit etmek korkutmak.

KAVİYE: قوى

Kavi, güçlü kuvvetli olmak, gücü yetmek, muhtaç, fakir olmak, kuvvetlendirmek, takviye etmek, aç, açlık, alıcı, alan, yağmuru az sene, kıraç, çöl yer, cesaret, şiddet, zor.

TÂA: طاع

Boyun eğmek, yumuşamak, ağacın meyvesini toplamak, rıza göstermek, bir şeye gücü yetmek, itaat,  taat, muvafakat eden, gönülden davranan. İzin vermek, gönülden , isteyerek davranmak, örfde farz olmayan gönüllü yapılan ibadet, yapılacak faaliyetin tüm araç gereçleri kişide mevcut olması.

FEKAHE: فقه

Birine ilimde galebe etmek, fakih olmak, anlayışlı, hazır bir bilgi ile gaib bilgiye ulaşmak, şeriat ilmini bilir olmak, bir şeyi gereğince anlamak, öğretmek, bildirmek, fıkıh tahsil etmek, anlayış, zeka, mütehassıs, şeriat ilmini bilir olmak.

KÂDE- KEVEDE : كاد

Men etmek, bir işi yapayazmak, işi işlemeye yakın olmak, az kalsın, neredeyse, hiç, bir şeyi biriktirip küme yapmak, ihtiyarlıktan titrek olmak, önem vermemek, tuzak, kurnazlık, düzen, hile, kandırmak.

CEALE : جعل

Allah yaratmak, yapmak ve işlemek, koymak, vaz ‘etmek, kılmak, zannetmek, değiştirmek, tayin ve tespit etmek, göndermek, söylemek, bir halden bir hale çevirmek.

RABBE : رب

İnsanların başbuğu, idare edeni olmak,efendi, başa geçmek, bir şeyi tamir, ıslah etmek, terbiye etmek,mürebbi, düzene sokan, (RİBBİYYÜ):büyük insan topluluğu, insanları toplayan kişi, sabırlı , muttaki alim. Yoğunlaştırmak, bir şeyin maliki-sahibi, müteabbid, kaptan,

HATÂ : حطا

kuşatmak, himaye etmek, korumak, görüp gözetmek, kavramak, bir işi bütün yönleriyle bilmek, her yanından çevirip kuşatmak, çevre.Bir şeyi tamamen ya da tüm biçimleri ya da koşullarında kavramak ya da bilmek, bir şeyi dışsal ve içsel olarak bilmek, bir şeyin en özelliğine ulaşmak, bir şeyin kapsamlı ve tam bilgisine sahip olmak , bir yol ya da şeyi ihtiyatlı ya da tedbirli ya da sağduyulu bir şekilde takip etmek, önlem almak, emin olmak, en başarılı yolları aramak, en kesin yöntemi almak.

FESEDE: فسد

 Bir şey, fasit olmak, bozulmak, mahvolmak, kuraklık ,kıtlık, darlık, zarara götüren, zarar, ahlak bozukluğu, Düzeni bozma, karışıklık çıkarma, .fıskiye, kokuşma, ifsat eden bozan, sıla-i rahimi kesme.

HABERA:خبر

Bir şeyi tecrübe etmek, bilmek, denemek, imtihan etmek, haber vermek, haberleşmek, bir şeyi gereği gibi bilmek, tarihçi, toprağın yumuşak ve gevşek yeri, ekin, sedir ağacı, dağda su biriken yer, hisse, pay, fakih, uzman, eksper, bilir kişi.

RAHEME:رحم

Birine merhamet etmek esirgemek,  affetmek, bağışlamak, rahim, akraba , akrabalık bağları, hayır iyilik ve nimet, severek ve acıyarak korumak, merhamet, rahmet edilene iyilik yapmayı gerektiren bir hassasiyet/duyarlılık, incelik, duyarlılık, ihsan, rahim, döl yatağı, akrabalık,  yakınlık, birinin hükmü altında olmak, Rahman-rahmeti bol olan, esmaül hüsnadan, merhum, rahmetli.

DÛNE:دون

Bir şeyden geriye kalan,dışında,aşağıda, önünde,  bırakmak, düşük alçak, başka, dışında, hakir olmak, zayıf olmak, tertip etmek,defterleri bir araya biriktirmek, kitap yazmak,sicil defteri,mahkeme,  hakir, hasis , değersiz.

KÂLE : قال

Konuşmak, söylemek, hitap etmek, meyletmek, dönmek, yönelmek, mücadele münakaşa etmek, (قولا ) kavilleşmek söylenmiş söz, tekrar, tekrar söylenmiş söz, görüş, şeref sözü, mukavele ile iş görüşmek, kontrat yapmak,

ÂNE-AVENE: عان

Yardım etmek, desteklemek, orta yaşta olmak, yardımlaşmak, faydalı, iane, medet, uzun hurma. Birine yardım etmek, iane, kamu yararına olan bir teşebbüse  hükümetçe verilen yardım, medet, kooperatif.

KATARA: قطر

Su vs. damlamak- sızmak, ağaçtan katran çıkmak, katran, ermiş bakır, develeri katar yapmak, damlatmak, yere yanı üzere yıkmak, harp için hazırlanmak, ağacın dalı kopup düşmek, damıtma, süzme, kenar, bölge, mıntıka,  çevre, köşe, bölge, çap, yan , taraf, tren, vagon, yağmur yağmış yer, buhurdan, hapis ayağa vurula kütük.

NEFEHA : نفخ

Üflemek, çalmak, şişirmek, ansızın rüzgar esmek, kibirlenmek, körükle ateşi tahrik etmek, kibirlenmek, gurur, üfürük

ZEBERA:زبر

Taşları üst üste koymak, büyük demir parçası, söz söylemek, bedeni- cismi büyük olmak, yiğit olmak, şiddetli,yazı, kavi, akıl, görüş, söz, taş, örs, , kuvvetli ve şiddetli adam, fırka, yazılmış şey. Hikmet yüklü sayfalar. Silinmez korunaklı kayıt Hikmet yüklü sayfalar. Silinmez korunaklı kayıt.

SETERA : ستر

 Bir şeyi örtmek, perde, kendisiyle örtülen şey, siper, gizli, bir şeyi gizleyip örtmek,  düşmanlığı açıklamamak, bir şeyin içine veya arkasına gizlenmek, korku, utanma, ceket, iffetli, kalkan, çok dallı ağaç.

TALEA : طلع

Dağ vs. ye çıkmak, tırmanmak, bir yere ulaşmak, güneş, ay  veya yıldız  zuhur etmek, doğmak, bildirmek, izhar etmek, açıklamak, bir şeyi bilmek, görmek, muttali olmak, vakıf olmak için devamlı bakmak, bilmek ,öğrenmek, muttali olunacak şey, iyi görüşü bilişi ve tedbiriyle tecrübeli olan güçlü kişi. Ortaya çıkmak, oluşmak

DEKKE : دك

Bir şeyi ufaltmak, itmek, yerle bir edip düzlemek, kuyuyu toprakla örtmek, iri ve yumru şey, tam gün, küçük dağ, ölüyü gömmek, düz yer, ova.

NEKABE : نقب

Duvarı delmek, araştırmak, yama vurmak, insanlara idareci olmak, dolaşıp gezmek, övülmeye layık iyi iş, araştırmacı bilgin, anonim şirket, idarecilik, dernek, sendika, kavmin reisi, başkan, kaptan, orduda bir rütbe, karakter, seciye. vekil, nâzır, bir topluluğu gözeten, koruyan

FERAĞA : فرغ

Bir işten fariğ olmak, boş olmak, yönelmek, kastetmek, ölmek, kap boşalmak, Allah kalplere sabır vermek, su dökülmek, boş, hükümsüz, tenha, boşluk, bütün çabasını harcamak, yapabileceğini yapmak.

SADEFE : صدف

Birini bir işten men edip vazgeçirmek, meyletmek, karşılaşmak, tesadüf etmek, yüz çevirmek, yan taraf, uç, inci kabuğu, yüksek olan şey, omuz başı sedef, dağ yolunun iki yanı.

RADEME : ردم

Dolgu, boşluğu taşla kaplamak, bir birine eklenen, kapı, delik yada çukuru tamamen kat kat kapamak, elbiseyi yamamak, bir şey devam etmek daimi olmak, düşmanlık, kavga genişleyip yayılmak, kadın çocuğunu esirgemek özlemek, set, bent, hayırsız kişi.

HARACE : خرج

Bir yerden dışarı çıkmak, çıkarmak, asi olmak karşı çıkmak, borcunu ödemek, haraç, vergi vermek,  ibraz etmek, bir fende yetişmek becerikli olmak, öğrenip programı bitirmek, istinbat(anlam, hüküm  çıkarmak) etmek madeninden çıkarmak, bölüm, yabancı, ecnebi, mahreç, iyi terbiye-eğitim  görmüş.

ECECE : اجج

Ateş,  alev, sesli yanmak, tutuşmak, ateş alevlenip durulmak, su tuzlu ve acı olmak, düşmana saldırmak, hızlı koşmak, ak kor haline gelmiş ateş, parlak nesne, yayılmak, etrafa dağılmak anlamındaki “ycc” ve “mcc” köklerinden türediğini, bunlar aşırı hareketli oluşlarından alevlenmiş ateşe ve coşkun suya benzetilmiştir, ayrıca “hızlı hareket eden, etrafa yayılan; ateş gibi yakıp yok eden kimse veya topluluk. yecüc-mecüc.

SEDEDE : سد

Tıkamak, sed, kapamak , doldurmak, doğruyu istemek, müstakim olmak, doğrulmak, nehir vs. ye sed  yapmak, doğru olan şey, doğruluk.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu