Okuyuş

KEHF SURESİ 30-34. AYETLER

KEHF SURESİ  30-34. AYETLER

04.11.2020

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلًاۚ(30

 

اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۜ نِعْمَ الثَّوَابُۜ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا۟(31

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ(32

 

كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔاۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًاۙ(33

وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا(34

30.  Onlar ki inandılar ve iyi işler yaptılar; elbette biz işi güzel yapanın/güzelleştirenin ecrini zayi etmeyiz.

31.  İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adncennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyerler. O ne güzel sevaptır/karşılıktır! Ne  güzel dayanaktır.

32.  Onlara şu iki adamı misal olarak anlat: İkisinden birine iki üzüm bağı vermiş, onların etrafını hurmalarla çevirmiş, ortalarında da ekin kılmıştık.

33.  Her iki bağ da yemişini vermiş, ondan hiçbir şey eksik etmemişti. Aralarından bir de nehir akıtmıştık.

34.  O kişinin başka gelir kaynakları/  ürünü de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona; "Ben malca senden zenginim, nefer/adamca da senden güçlüyüm." dedi.

Kelime Açıklamaları

CENNE: جن

Gece kararmak, kefenlemek, örtmek, kapatmak, akıl zail olmak,  , bitki uzayıp kalınlaşmak, karanlık basıp örtmek, cin, saklanmak, gizlenmek ,cinnet, cenin,  bir çeşit yılan, kalp, her şeyin içi, gizli iş,  ruh, gençliğin başlangıcı, kabir, ölü, kalkan, siper, kadının baş ve yüz örtüsü, cennet, küçük bahçe.

AZZE: عز

Aziz kadri yüce şerefli olmak, kuvvetli olmak, kerim cömert olmak, galip ve üstün gelmek,güç sahibi,  Allah’ı Teâlâ’nın isimlerinden olup  üstün ,şerefli, mükerrem,  sevgili, varlığı nadir, kuvvetli melik anlamlarında kullanılır.

SÂBE:ثاب

Dönmek, mülakat vermek, çoğalmak, toplanmak, (su) toplanmak, dolmak, cezasını  karşılığını vermek, bir şeyin iadesi, elbise, esbab, mükafat vermek, sevap kazanmak, denizin med halinde taşan suyu,

ZEHEBE:ذهب

Yürüyüp gitmek, geçip gitmek, ölmek, yönelmek, kabul etmek, gidermek, izale etmek, iletmek, götürmek, altın

SÂRA-SEVERA:سار

Yükselerek sıçramak, bu kelime kızgınlık ve şarap içinde kullanılır, öfkelenmek, kızmak, sıçrayıp çıkmak, duvar vs.ye tırmanmak, kadın bilezik takmak, şarap vs.nin keskinliği şiddeti, sur, şehir hisarı, duvar, kitaptan bir bölüm, Kur ’anda süre, surun şehri kuşatması gibi surelerinde Kuran’ı kuşatmasından bu adı alır, derece, şeref, şan, nişan, yüksek ve güzel bina.

ZÂA: ضاع

Telef ve helak olmak, kaybolmak,zayi olmak,  kaybetmek, aç çoluk çocuk sahibi olmak, fakir.

VEKEE:وكء

Yaslanmak, dayanmak, oturtmak, biri için yastık gibi dayanacak oturacak yer hazırlamak, destek, dayanak, payanda, dayanılan asa kılıç

ZERAA: زرع

Tarlaya ekin ekmek, tohumu saçmak, Allah ekin bitki bitirmek, fakirken zengin olmak, şer ve çirkin işe işe atılıp koşmak, ziraat, tarım, çiftçilik, ekin, çocuk, köpekler.

EMENE: امن

Korkusuz ve asude olmak, emin olmak, güvenli olmak, mü’min, iman eden,  birine bir hususta itimat etmek, güvenmek, inanılır mutemet olmak, boyun eğmek, itaat etmek, temin etmek, emanet,  himaye etmesini istemek, bir şeyi koruyup kollayan, itimatlı, kafirin karşıtı.

HELEYE:حلي

Bir şey tatlı şirin olmak, meyve güzel olmak, yemek vs.yi lezzetlendirmek tatlılaştırmak,  helva, ziynet, süs, yaradılış, sıfat, şekil, süslenmek, bezenmek, ziynet takmak, fazilette muttasıf olmak, bir şeyi tatlı hoş bulmak, kendinde olmayanla övünmek.

HALELE:خلل

Bir şeyi delip öbür tarafına işletmek, muhtaç olmak, malı gitmek, bir şeyde gedik olmak, tahsis etmek, bir yeri yahut bir şeyi terk edip gitmek,iki şey arasındaki boşluk,  iki şeyin arasını genişletmek, zayıflamak, düzen bozulmak, nüfuz etmek, topluluğun aralığına girmek, konmak, inmek,  buluttan yağmur çıkan yer, fesat karışmayan dostluk, ekşime, turşu, fakir.

DARABE: ضرب

Vurmak, bir şeyi diğer bir şeye vurmak, bir kimseyi salıvermeyip tutmak, mühürlemek, şekil, çarpma, vurma, darbı mesel, anlatım, misal, gaza ticaret vs. için diyardan çıkıp gitmek, geçip gitmek, ifsat etmek, çalkanmak, eliyle işaret etmek, aralarını bozmak

KELEVE : كلو

İkili, ikisi, iki adet, tesniye,

FECERA : فجر

Bir şeyi geniş bir şekilde yarmak, fecir vaktine girmek, sabah vaktini belirtmek, şafak sökmek, yalan söylemek, haktan doğruluktan sapmak, zina etmek, günahkar, yalanlamak, tekzip etmek, suyu akıtmak, yerden su akıtmak,  asi gelmek, kafir olmak,  muhalefet etmek.

RAFEKA : رفق

Yumuşak davranmak, mutedil gitmek, normal seyretmek, faydalandırmak, yararlı, fayda vermek, işi sağlam yapmak, yoldaş olmak, arkadaş, dost, koca, zevce-eş ,.refik, refika, yaslanılan şey-yer,dayanak,  dirsek, evin faydalanılan bölümleri kısımları.

HÂRA( HAVERA) : خار

Bir şey kırılmak, kuvvet düşmek, kesilmek, öküz böğürmek, bir şeyi bir tarafa meylettirmek yatırmak, aç olmak, sığır, davar, ceylan veya ok sesi, denizde akarsuyun döküldüğü yer, rektum, yumuşak düz yer, yemine ahde vefa göstermemek, bozulup kokusu değişmek.

KESERA : كثر

Sayıda  çoklukta galebe etmek, malca çok olmak, zenginlik, bir şeyi çoğaltmak, çok kılmak, insanların çoğu, ekseriyet, konuşkan, geveze, çok şey.

HAFEFE : حفف

İhata etmek, çevirmek, ihtiyacı olmak, bir şey haşırtı vs. sesi çıkarmak, bir şeyin kabuğunu sıyırmak, kumaş dokumak, bir şeyin çevresini kuşatmak, kuru ekmek, yan, taraf, iz, mal darlığı.

ERAKE : ارك

Bir yerde ikamet etmek, bir işte ısrar etmek, bir şeyi birine yüklemek, gelin çadırı için süslenmiş taht, yaslanacak şey, misvak ağacı, koltuk,

ADENE : عدن

İkamet etmek, istikrar, sebat, bir yeri vatan edinmek, maden, her şeyin aslı, yeri, menşei, filiz, yeri gübrelemek, istikrar ve sebat cenneti.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu