Okuyuş

İSRA SURESİ 90-96. AYETLER

İSRA SURESİ 90-96. AYETLER

19.08.2020

وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْاَرْضِ يَنْبُوعًاۙ(90

 

اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يرًاۙ(91

 

اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلًاۙ(92

 

اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا۟(93

 

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰٓى اِلَّٓا اَنْ قَالُٓوا اَبَعَثَ اللّٰهُ بَشَرًا رَسُولًا(94

 

قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْاَرْضِ مَلٰٓئِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنّ۪ينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَلَكًا رَسُولًا(95

 

قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يدًا بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرًا بَص۪يرًا(96

90.  Dediler ki: "Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayacağız!"

91.  Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı, aralarından nehirler fışkırtmalısın!

92.  Yahut zannettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin!/Allah ve meleklerle karşımıza gelmelisin.

93.  Yahut altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın/yükselmelisin. Ama, sen üzerimize, okuyacağımız bir Kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayacağız! De ki: "Rabbimin şanı yücedir. Ben, sadece elçi olan bir insan değil miyim?"

94.  Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep: "Allah, bir insanı mı elçi gönderdi?" demeleridir.

95.  De ki: "Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik."

96.  De ki: "Benimle sizin aranızda şahid/hazır bulunucu olarak Allah yeter. O, kullarını haber alır, görür."

Kelime Açıklamaları

SEKATE : سقط

Düşmek, sukut etmek, imtihanda kalmak, ay ve yıldız batmak, sözünde hata etmek, gözden düşüp hakir olmak, bir yere konmak, çıkarmak, atmak, düşük, değersiz, itibarsız kimse, eksik, düşen şey, kar, gökte yağan kırağı, kanat, şelale.

MENEA :منع

Mahrum etmek, alıkoymak,  önlemek, savmak, geri durmak, korumak, savunmak, kuvvetli ve şiddetli olmak, yapmaması için mücadele etmek, bir şeyin olması imkansız olmak. çok men eden, vermeyen, nehyetme, cimri.

CENNE: جن

Gece kararmak, kefenlemek, örtmek, kapatmak, akıl zail olmak,  , bitki uzayıp kalınlaşmak, karanlık basıp örtmek, cin, saklanmak, gizlenmek ,cinnet, cenin,  bir çeşit yılan, kalp, her şeyin içi, gizli iş,  ruh, gençliğin başlangıcı, kabir, ölü, kalkan, siper, kadının baş ve yüz örtüsü, cennet, küçük bahçe.

NEHERA: نهر

Dilenciyi azarlayıp kovmak, sert bir şekilde azarlamak, kuvvetle akmak, su akıp kendine yol açmak, kaynayan suyun mecrası, ırmak, nehir, bulut, gündüz, gün, sütun, genişlik, bolluk, çok anlamında.

TAMENE: طمن

Sarsıntıdan-endişeden sonra sükûna ermek, bir şeyi kararlaştırıp oturaklı kılmak,  teskin etmek, mustarip ve rahatsız iken sakinleşmek, uslu, emniyet, selamet, güven, itimat, mutmain, tatmin, eski yaptığını terk etmek, düz basık arazi

ZEHARAFE :زخرف

Süslemek dekore etmek,  sözü yalanla süslemek, altın, bir şeyin ziyneti süsü güzelliği, yanlış konuşma, sözü yalanla yaldızlamadan oluşan güzelliği,  letafeti.

BÂTE : بات

Gecelemek, gece barınağı, üzerinden bir gece geçmek, birini işinden alıkoymak, geceleyin azığını hazırlamak, mesken, ev, peygamberin ailesi, ev halkı, topluluk, kabir, Kâbe , azık

ŞEHEDE: شهد

Şahitlik etmek, bilmek, yemin etmek, gözüyle görmek. Bir mecliste hazır bulunmak, kesin olarak haber vermek, muttaki olmak, yemin etmek, , şehit olmak, delil şehadet, ikrar.

BASARA:بصر

Kesmek, görebilecek miyim diye bakmak, bir şeyi bilmek, görür olmak,kanıtlanmış,  görüş sahibi olmak, bir işi birine açıkça anlatmak, aydınlatıcı, bildirmek, gereği gibi düşünce ve mülahaza idrak edip bilmek, hayır veya şer olduğunu anlamaya gayret etmek, işinde dininde basiret ve görüş sahibi olmak, görme kuvveti, göz, alim, anlayan 

NEBEA:نبع

Su kaynayan yer, göze, menba, pınar, akçaağaç/kayın ağacı, ter, su vs. azar azar sızmak çıkmak.

BEASE:بعث

Yalnızca göndermek, uykusundan uyarmak, görevlendirmek, harekete geçmek, kımıldamak, mebus, millet vekili, delege. teşvik etmek, boşanmak, özel heyet. gözetlemek, araştırmak, Basü Badel Mevt; “Öldükten sonra dirilmek”

KABELE:قبل

Bir yeri önüne almak, şuandan önceki, çabuk davranmak, gelmek, kefil olmak, taahhüt etmek, bir sözü kabul etmek tasdiklemek, bir şeyi razı olarak almak, yapışmak, sağlam tutmak, cahil iken arif ve bilgili olmak, yüzünü dönmek, yönelmek,  karşılamak, karşısına  gelmek/dikilmek, ebe, işin evveli, kabiliyet, mesuliyet, güç, takat,  kıble, cihet, yön, Kâbe, gelecek

KARAE:قرا

Okumak, mütalaa etmek, incelemek,  bir şeyi biriktirip bir birini zam ve ilhak etmek, bir araya getirmek, bir şeyi araştırmak, tahkik etmek, tilavet, tilavet olunan satır ve sahife, seferinden geri dönmek, toplamak, harf ve kelimeleri bir araya toplamak, Kuranı kerim, ders

KETEBE:كتب

Yazmak, Allah bir şeyi farz kılmak, nikah kıymak, vasiyet etmek, tulum vs.yi iki sırım ile dikmek, harfleri birbirine eklemek, yazışmak, mektuplaşmak, katip, sekreter, noter, yazı yazılmış sahife, kitap,  hüküm, bir şeyi ispat etmek, takdir etmek, zorunlu kılmak, ecel.

HEDEYE: هدي

 İrşad etmek, doğru yolu göstermek, hediye vermek, bir adamın bulunduğu hal durum, gündüz, yol, yürürlükte olan yol, sulh yapmak. rehber,  mürşit, kurbanlık hayvan, yol, yön, cihet, misli. kılavuz olmak, uğurlamak, yola rehberlik etmek, yönlendirmek, doğru yolu - yönü izlemek; doğru yola yönlendirilen, hidayet edilen; doğru yol, yön, yöntem, davranış biçimi. Hediye.

HABERA:خبر

Bir şeyi tecrübe etmek, bilmek, denemek, imtihan etmek, haber vermek, haberleşmek, bir şeyi gereği gibi bilmek, tarihçi, toprağın yumuşak ve gevşek yeri, ekin, sedir ağacı, dağda su biriken yer, hisse, pay, fakih, uzman, eksper, bilir kişi.

NEZELE:نزل

Yukarıdan aşağı inmek, inmek, nazil olmak, sahaya çıkmak, hükmünü kabul etmek, boyun eğmek, ölçüyü kabul etmek-tanımak, bir iş başa gelmek, terk etmek, vazgeçmek, saldırmak, hücuma geçmek, bir yere konaklamak, misafir, nezle, tedrici, azar azar inmek, inzal , ferağat etmek, vazgeçmek, makam, rütbe, itibar, yukarıdan düşmek, inmek.

MELEKE:ملك

Malik olmak, istila etmek hükmetmek, bir şeyi birine mülk eylemek, köle mülkiyeti, kendisinde tasarruf edebilecek şeyleri güç ile ele geçirmek, güç, sahip olmak, biri kendi nefsine hakim olmak, kendi kendini kontrol etmek, padişah, melik, malik, melek, melaike, meleke, kabiliyet, istidat, idare altında olan şey, imparatorluk, memleket

EMENE: امن

Korkusuz ve asude olmak, emin olmak, güvenli olmak, mü’min, iman eden,  birine bir hususta itimat etmek, güvenmek, inanılır mutemet olmak, boyun eğmek, itaat etmek, temin etmek, emanet,  himaye etmesini istemek, bir şeyi koruyup kollayan, itimatlı, kafirin karşıtı.

ZAAME: زعم

Sanmak, doğru sanmak, inanmak, söylemek, yalan söylemek, vadetmek, kefil olmak, bir kavme emir sultan olmak, reis olmak, liderlik, iddia, fikir, görüş, itaat etmek.

HALELE:خلل

Bir şeyi delip öbür tarafına işletmek, muhtaç olmak, malı gitmek, bir şeyde gedik olmak, tahsis etmek, bir yeri yahut bir şeyi terk edip gitmek,iki şey arasındaki boşluk,  iki şeyin arasını genişletmek, zayıflamak, düzen bozulmak, nüfuz etmek, topluluğun aralığına girmek, konmak, inmek,  buluttan yağmur çıkan yer, fesat karışmayan dostluk, ekşime, turşu, fakir.

KEFÂ: كفا

Bir şeyi birine yetiştirmek, yettirmek, yerine geçmek, korumak, onunla kanaat etmek, bitki boylanıp uzamak, kifayet, yetecek kadar, yağmur.Kifayet, bir şey birine yetmek, yerine geçmek, korumak, bir şeyle yetinmek, onunla kanaat etmek, bitki boylanıp uzamak, kafi, yeterli.

ANNEBE: عنب

Asma üzüm vermek, hünnap, misvak ağacı yemişi, yaş üzüm, burnu büyük kimse, kalın ve galiz olan şey. 

MEŞÂ : مشى

Yürümek, hidayet etmek, doğru yolu bulmak, piyade, patika, dehliz, uygun olmak, uygunluk göstermek, tarafında olmak, hemfikir,  mutabık,  aynı fikirde olmak, ilerlemek, prensibe  metoda usule uygun olarak, ilerlemek, duygu, his  bütün vücudunu sarmak/ kaplamak, bir çeşit müshil, yürüyüş.

FECERA : فجر

Bir şeyi geniş bir şekilde yarmak, fecir vaktine girmek, sabah vaktini belirtmek, şafak sökmek, yalan söylemek, haktan doğruluktan sapmak, zina etmek, günahkar, yalanlamak, tekzip etmek, suyu akıtmak, yerden su akıtmak,  asi gelmek, kafir olmak,  muhalefet etmek.

NEHALE : نخل

Bir şeyi elemek, seçmek, bulut kar ve tipi yağdırmak, bir şeyin iyisini seçmek,  kalbur, elek, hurma, tabiat, seciye, nasihat.

KESEFE : كسف

Allah güneşi ve ayı tutmak, kesmek, kendi başına kızarma-sararma, güneş ve ay tutulmak, gizlenmek, örtmek, gözünü yummak, hali perişan kötü olmak, bir şeyi parça parça etmek, parça, yüzü sararıp bozulup çirkinleşmek, üzgünlük, rahatsız ve üzgün olmak, şiddetli korkunç gün, muvaffak olamamak.

RAKAYE : رقي

Afsun yapmak, okuyup üflemek, yükselmek, dağa çıkmak, üzerine çıkmak, ilave etmek, terfi ettirmek, söz düzmek, merdiveni basamak basamak çıkmak, bir halden diğer hale geçmek, büyücü, sihirbaz, yuvarlak tümsek kumluk, boyun çemberi, yükselme yeri, köprücük kemiği.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu