Okuyuş

İSRA SURESİ 47-52. AYETLER

İSRA SURESİ 47-52. AYETLER

نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِه۪ٓ اِذْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَ وَاِذْ هُمْ نَجْوٰٓى اِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلَّا رَجُلًا مَسْحُورًا(47

 

48)اُنْظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْاَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَط۪يعُونَ سَب۪يلًا

 

وَقَالُٓوا ءَاِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَد۪يدًا(49

 

قُلْ كُونُوا حِجَارَةً اَوْ حَد۪يدًاۙ(50

 

اَوْ خَلْقًا مِمَّا يَكْبُرُ ف۪ي صُدُورِكُمْۚ فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُع۪يدُنَاۜ قُلِ الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۚ فَسَيُنْغِضُونَ اِلَيْكَ رُؤُ۫سَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتٰى هُوَۜ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يبًا(51

 

52)يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَج۪يبُونَ بِحَمْدِه۪ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا۟

47.  Biz onların, seni dinlerken ne sebeple dinlediklerini, kendi aralarında gizli konuşurlarken de o zalimlerin: "Siz büyülenmiş/sihirlenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini gayet iyi biliyoruz.

48.  Bak, nasıl misaller verdiler de şaştılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.

49.  Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, ufalandıktan sonra mı sahiden biz mi yeni bir yaratılışla/varoluşla diriltileceğiz/mebuslar olacağız?"

50.  De ki: "İster taş olun, ister demir,"

51.  İster gönlünüzde büyüyen, herhangi bir varlık. Bizi kim tekrar döndürebilir?" diyecekler. "Sizi ilk defa yaratan " de. Sana alaylı alaylı başlarını sallayacaklar ve: "Ne zaman o?" diyecekler. "yakın olması umulur" de.

52.  Sizi çağıracağı gün O'na hamd ederek çağrısına uyarsınız ve pek az kaldığınızı sanırsınız.

Kelime Açıklamaları

HADEDE : حد

İki  şeyin arasına ayırıcı bir şey koyarak birbirinden ayırmak, sınır koymak, evi vs.yi diğerlerinden ayırt etmek, men etmek, vazgeçirmek, Zina ve İçkinin Haddi=  bu işi yapanları bir daha onu yapmaktan alıkoymak ve başkalarını onların yoluna girmesini engelleyen tedbir, Allah’ın belirlediği sınır ve yasaklar, kılıç, demir, bilemek, dikkatlice bakmak, izah etmek, açıklamak, karşı gelmek, isyan etmek, kapıcı, hapishane bekçisi, iki kenarlı.

TÂA: طاع

Boyun eğmek, yumuşamak, ağacın meyvesini toplamak, rıza göstermek, bir şeye gücü yetmek, itaat,  taat, muvafakat eden, gönülden davranan. İzin vermek, gönülden , isteyerek davranmak, örfde farz olmayan gönüllü yapılan ibadet, yapılacak faaliyetin tüm araç gereçleri kişide mevcut olması.

NECÂ: نجا

Bir şeyden kurtulmak, ölümden  kurtulmak, ağacı kesmek, ilaç içmek, birine fısıldamak, sözü sır olarak söylemek, yüksek yere çıkmak, kurtuluş, firar, selamet, emniyet, can simidi.

KARABE : قرب

Kılıca kın yapmak, yaklaşmak, yakın olmak, akrabalık yakınlık., bir şeyi yaklaştırmak, yaklaşmaya çare aramak, bir vesile ile yakınlık istemek, ibadet, taat, iyilik

ÂDE : عاد

Geri dönmek,iade,  yüz çevirdiği şeye geri  dönmek, olmak, bir iş olmak, tekrar etmek, faydalı olmak, bir şeyi adet edinmek, birine bir şeyi alıştırmak, alıştırıp yetiştirmek, iyilik, ihsan, atıyye(hediye, lütuf), şefkat, menfaat, alışıla gelen iş, muntazam, bayram, varış yeri, klinik, hasta kabul yeri, Ad kavmi, ud, bayramlık hediye.

SEMİA: سمع

Kulağı işitmek, dinlemek, sözü anlamak, duyurmak işittirmek, bir söze kulak verip dinlemek, aralarında ayıbı kusuru yaymak, hay hay baş üstüne, şöhret, vahye dayanan bilgiler, stetoskop.

LEBESE: لبث

Bir yerde eğlenip durmak, yerden ikamet etmek , ona bağlı kalmak, birini gecikmiş bulmak, yolda vs.de çok kere duran kişi, kurup çekmesi zor olan yay. gecikmek, katlanmak, kalmak, duraklatmak, beklemek ,durdurmak

ZANENE: ظن

Bir belirtiden meydana gelen şey, bu belirti güçlendikçe ilme götürür, çok fazla zayıflayınca vehime götürür, sanmak, sezmek, zan, itham etmek, töhmet, güvenilemeyen,  hayrı az kişi.

NAZARA:نظر

Bakmak, göz atmak, görmek, derinlemesine bakmak, bir işi iyiden iyiye düşünüp taşınmak, aralarında hükmetmek, korumak, gütmek, kulak verip dinlemek, borçluya mühlet vermek, süre tanımak, tartışmak, münazara etmek, beklemek, ummak, sabretmek, ayna, teleskop, nazar, görüş, görme, basiret, dürbün,  bekleme odası, bir şeyi diğer şeye benzer nazir kılmak, beklemek, gözetleyen, müdür, idareci, feraset, vekillik, görüş, görme, basiret, nazariye.

BEASE:بعث

Yalnızca göndermek, uykusundan uyarmak, görevlendirmek, harekete geçmek, kımıldamak, mebus, millet vekili, delege. teşvik etmek, boşanmak, özel heyet. gözetlemek, araştırmak, Basü Badel Mevt; “Öldükten sonra dirilmek”

ALEME:علم

Bir şeye işaret koymak, nişan koymak, bilgide ilimde birinden üstün çıkmak, bilmek, hakikati idrak etmek, anlamak, tanımak, bir şeyi yakinen bilip tasdik etmek, öğrenmek, öğrenci. Talebe, bilgin, alim.Âlem, mahlukat, bitki- hayvan vs. sınıfların hepsi, yollarda dikili işaret taşları, bayrak, desen, laik, dini olmayan, mahkemede hüküm sureti.

CÂBE: جاب

Kuş yere süratle düşmek,  kayayı delmek, sualine cevap vermek,karşılık vermek, kabul etmek, ihtiyacını isteğini karşılamak, karşılıklı sorulara cevap vermek, karanlık kaybolmak, duasını kabul edip hacetini gidermek, cevap.

DAÂ:دعا

Birini çağırmak, bir şeyin gelmesini istemek, teşvik etmek, dua etmek, iddia etmek, binayı tamamen yıkmak, davete icabet etmek, gerektirmek, yemin , ziyafet,

SADERA:صدر

Vuku bulmak, bir şeyden sadır olmak, dönmek rücu etmek, göğsü çarpmak, göğsü kuvvetli olan. Göğüs. makamda yönetim merkezi,

SEHERA:سحر

Sihir yapmak, aldatmak, hile yapmak, aklını çelmek, ifsat etmek, uzaklaşmak, bir işten men edip alıkoymak, seher vaktinde gezmek, büyü, ince ve latif şey, bozulmuş yemek, göz boyamak, her şeyin ucu, uçuk (düşünce vs.) , temcit- yineleme, kandırma ve gerçeği olmayan hayaller, ince ve hassas iş. 

FETARA:فطر

Bir şeyi yarmak, bir şeyi ilk defa icat etmek, Allah c.c. alemi yaratmak, oruçlu oruç açmak, iftar vaktine girmek, bir şey yarılmak, çatlamak, mantar, sadaka, yaradılış, huy, tabiat, din, millet

HACERA: حجر

Taşlaşmak, taş, kibrit taşı, taşların etrafını kuşattığı yer-şey, taşta bir şeyin içinde koruyucu nitelik , akıl da denmiştir çünkü insan akıl sayesinde nefsinin her istediğini yapmaktan kendisini koruma imkanına kavuşur, birini sıkmak, sıkıştırmak, daraltmak, oda edinmek, birine cüret edip saldırmak alay etmek, göz çukuru, haram, engel, taraf, kenar, fosil, korunmuş, dokunulmaz,  gümüş nitratı.

KALELE: قلل

Az ve nadir olmak, azalmak, bir şeyi az bırakmak, bir şeyi kaldırıp yüklenmek, azlık ,sevketmek, müstakil, bağımsız olmak,

ASÂ-ASEYE: عسي

Ca’mid fiil, ihtimal ki, umulur, ola ki, belki, olabilir, arzu ve ümit etmek, olayazdı, işe uygun, münasip, layık, yakışır

REESE: راس

Kadri yücelmek, şerefi artmak, başkan olmayı istemek, baş,akıl, pınar, menbea, kuvvetli ve şiddetli baş, insanlara başbuğ reis olmak, vali, hakim, baş,kafa,  başkan, müdür, dekan, elebaşı, 

CEDEDE: جدد

Büyük olmak, yüce olmak, talihli olmak, yeni, yenilemek, yeniden kuvvet kazandırmak, çalışmak, ciddi vakarlı olmak, önem vermek, gayret etmek, Yolun ortası,cadde, geniş yol, dede, rızık, makam, nehir kıyısı, alamet, nişan,yeryüzü,yeniden tekrar, rengarek kumaş vs.

DARABE: ضرب

Vurmak, bir şeyi diğer bir şeye vurmak, bir kimseyi salıvermeyip tutmak, mühürlemek, şekil, çarpma, vurma, darbı mesel, anlatım, misal, gaza ticaret vs. için diyardan çıkıp gitmek, geçip gitmek, ifsat etmek, çalkanmak, eliyle işaret etmek, aralarını bozmak

AZAME: عظ

Kemik, kemiğe vurmak, büyük ulu olmak, iş büyük zor gelmek, bir şeyi büyük görmek, tutmak, büyütmek, büyüklenip kibirlenmek, kavmin efendileri, daha büyük, daha önemli, şiddetli musibet, azamet sahibi, hak, hukuk.

RAFETE : رفت

Bir kırılmak ve ufak ufak olmak, ip kesilmek, azletmek, çürüyüp ufalanıp kırıntı haline gelen şey, saman, her şeyi hurda huş hale getiren şey

NEĞAZA : نغض

Bir şey kımıldamak hareket etmek, şaşırıp garipseyerek başı sallamak,  kafayı kımıldatıp oynatmak,  çene titremek, bir şey çok olmak, bulut sıkışıp toplamak, bir biri  ardına giden bulutlar, başın hareket ettiği boyun kökü, kürek kemiğinin başında kıkırdak denilen yumuşak şey,

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu