Okuyuş

İSRA SURESİ 32-36.. AYETLER

İSRA SURESİ 32-36.. AYETLER

32.)وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا

 

وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّۜ وَمَنْ قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّه۪ سُلْطَانًا فَلَا يُسْرِفْ فِي الْقَتْلِۜ اِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا

33.)

34.)وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لًا

 

35.)وَاَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا

 

36.)وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌۜ اِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤٰادَ كُلُّ اُو۬لٰٓئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُ۫لًا

32.  Zinaya yaklaşmayın/yakın olmayın, çünkü o, açık bir aşırılıktır/fahşadır, çok kötü bir yoldur!

33.  Allah'ın haram kıldığı/hürmetlendirdiği nefsi haksız yere öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse, onun velisine yetki vermişizdir.  Öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

34.  Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz sorumluluktur.

35.  Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru teraziyle/ölçüyle tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.

36.  Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme/takılma. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.

Kelime Açıklamaları

KARABE : قرب

Kılıca kın yapmak, yaklaşmak, yakın olmak, akrabalık yakınlık., bir şeyi yaklaştırmak, yaklaşmaya çare aramak, bir vesile ile yakınlık istemek, ibadet, taat, iyilik

KATALE: قتل

Öldürmek, yumuşak olması için şaraba su koymak, şiddetini kesmek elemini kaldırmak, aşağı ve zelil kılmak, bir şeyi gereği gibi tanıyıp bilmek, muhabere etmek, lanet etmek, savaşmak, bir işi kolayı ve münasibi ile tutmak, bir şeyin benzeri, bilerek öldürme, intihar, etkisiz hale getirmek.

SERAFE : سرف

Yaprak kurdu ağacın yaprağını yemek, gaflete düşmek, aldatmak, hata etmek, yanılmak, haddi aşmak, aklı kıt kimse, şiddetli ve büyük şey, tiryakilik, sarf etmek,  harcamak, israf, müsrif, gereğinden çok harcamak/kullanmak.  

ZALEME: ظلم

Zulüm etmek, hakkını noksan vermek, bir şeyi yerinden başka yere koymak, malını gasp etmek, doğru yoldan sapmak, gece kararmak, karanlık olmak, zulmetmek, hakkını yemek, zulüm, , nereden geleceği bilinmeyen çapraşık iş, karanlığa girmek.

SEMİA: سمع

Kulağı işitmek, dinlemek, sözü anlamak, duyurmak işittirmek, bir söze kulak verip dinlemek, aralarında ayıbı kusuru yaymak, hay hay baş üstüne, şöhret, vahye dayanan bilgiler, stetoskop.

KASETA: قسط

Hakim adil olmak, adalet etmek, hayvanın ayakları dik olmak, adalet yapma, miktar, terazi, hisse, nasip , esmadan, adil, adaletli, ölçülerin en sıhhatli ve mazbut olanı.

HARAME: حرم

Bir şeyden men etmek, yasak etmek, haram olmak, namaza başlamak, hürmetli kişi, sayılan sevilen olmak,  men olunmak, yakışmayan bir şeyden izzeti nefsiyle korunmak, ikram, şeref, namus, hürmet, kadın, dokunulmazlık, kutsallık, evin içi, mahrem, himayede, korumakta olduğun kişi. , hürmetli, şerefli, saygı değer, muhterem, saygı gösterilecek şey, hareme girmek, ihrama girmek, bir şeyden geri durmak, sayılan sevilen olmak, Allah’ın haram ettiği şey, himaye, korumakta olduğu kişi. şerefli, saygın

BASARA:بصر

Kesmek, görebilecek miyim diye bakmak, bir şeyi bilmek, görür olmak, görüş sahibi olmak, bir işi birine açıkça anlatmak, aydınlatıcı, bildirmek, gereği gibi düşünce ve mülahaza idrak edip bilmek, hayır veya şer olduğunu anlamaya gayret etmek, işinde dininde basiret ve görüş sahibi olmak, görme kuvveti, göz, alim, anlayan 

SELATA:سلط

Hakimiyet ve kudret vermek, , yetki, musallat etmek, birini bir şeye tahrik etmek, teşvik etmek, hükmü altına almak, yönetmek, padişah, sultan, hüccet, vali, burhan, delil

SEELE: سئل

Sormak, sual etmek, bir şeyi birinden istemek, mesuliyet(sorumluluk

SEBELE:سبل

Yolun yolcusu çok olmak, engelsiz dosdoğru yol, işlek olmak, perde vs.yi aşağı salıvermek, bulut yağmur inzal etmek, göz yaşını azar azar akıtmak, ekin başı, başak, açık büyük yol, hüccet, çare, günah, umumi su içme yeri, yolcu, evsiz yurtsuz çocuk. 

NEFESE:نفس

Göz değirmek, çok kıymetli olmak, bir işte biriyle yarışmak, çok rağbet etmek, nefes alıp vermek, enfes kıymet yönünden daha iyi, kıymetli şey haset edilmiş, ruh, akıl, insanın şahsı, ceset, kan, azamet, arzu, murat, nefes, soluk, hafif rüzgar, uzun söz, mühlet.

HAKKA:حق

Hasma hak üzere galip gelmek, haberin hakikati üzerine durmak, hakikat,  birine gelmek, işin hakikatini anlayıp yakinen idrak etmek, tasdik etmek, düğümü sağlam bağlamak, iş sabit ve doğru olmak, adalet, mal, kıyamet, musibet, İslam,  mülk, vacip, borç, ödenmesi gerekli olmak

BELEĞA:بلغ

Vasıl baliğ olmak, iş gayesine varmak, çocuk buluğa  ermek, ağaç meyve vermeye başlamak, haber etmek, bir şeyi ulaştırmak,ulaşmak, çağrı veya kararı tebellüğ etmek, belagat ilmi, ültimatom, meblağ, miktar,mesaj, haber, bildiri, lisanı fasih beyanı güzel olmak, ilan, tebliğ. 

ŞEDDE: شدد

Bağlamak, bir şeyi muhkem sağlam bağlamak, kuvvetlendirmek, şiddetli olmak, harfi şeddeli olmak, kemale erme, kuvvet, şiddet, sertlik, güç, sağlam, kudreti büyük,sertlik, katılık, afet,ipi çekmek, sündürmek, ateş yükselmek.

KÂLE: كال

Buğday vs.yi ölçmek, parayı tartmak, bir şeyi diğer şeyle mukayese etmek, korkak olmak, ölçmek, ölçme sanatı, ölçenin ücreti, cenkte geride duran tabur, yüksek yer, çakmaktan çıkan alevsiz kıvılcım

VEZENE: وزن

Bir şeyi tartmak, ağırlığını anlamak için kaldırmak,  vezne uygun şiir yazmak, iki şey arasını eşitlemek, denklemek, karşı karşıya olmak, ödüllendirmek, bir hizaya getirmek, miktar, terazi, tartmada konulan gramlar, adalet, barometre, şakul vs., insanın akıl ve endişesi, dağın yamacı.

FEHUŞE:فحش

Bir iş çok çirkin olmak, kadın çirkin iş yapmak fahişe olmak, söz veya fiili çok çirkin olmak, açıktan kötü, çirkin iş işlemek veya söylemek, zina, kötü ahlaklı, çok bahil(cimri), alçak kimse, çok olan şey, aklın kabul etmediği şey. müstehcenlik..

FEEDE: فءد

Yüreğine vurmak, gönlüne dokunmak, kalp, akıl, gönül, ateş, kebap olmuş et,

EVVEL : لاول

Evvel, birinci, sonuncunun zıttı, başlangıç, önce, ilk olarak, tevil, bir şeyi ilmen veya kastedilen manaya çevirmek, asılda, son, netice, sonuç,  dönülen yer, merci, veyl- tehdit ve korkutma, kendini sakın anlamında

KAFEYE : قفى

Birini birinin izinden göndermek, peşine düşürmek, kaplamak, yok etmek, kafiyeli yapmak, seçmek, tercih etmek, ense, geri, halef, ardında kalan, ayıp, günah.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu