Okuyuş

KEHF SURESİ 78-82. AYETLER

KEHF SURESİ  78-82. AYETLER

05.01.2021

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا(78

 

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا(79

 

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ(80

 

فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا(81

 

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ۟(82

78.  İşte dedi: bu, seninle benim aramın ayrılması. Sana o sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereyim.

79.  O  gemi, denizde çalışan yoksullarındı/miskinlere aitti. Onu kusurlu yapmak istedim, çünkü onların ilerisinde her gemiyi zorla alan bir kral vardı.

80.  Çocuğa gelince, anası babası mü’min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden haşyet ettik.

81"İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin."

82.  Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi/salih bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü/açıklaması budur.

Kelime Açıklamaları

FERAKA : فرق

İki şey arasını ayırmak, aralarını fasletmek, fark, Furkan(doğruyu yanlıştan ayırma bilinci),fırka, takım, gurup, tümen, ayırma , ayrılık, parça, bölüm, sabahın ağarması,  ayrıştırma, korkmak.

EVELE: اول

Dönmek, irtidat etmek,  vali, reis, başkan olmak, idare etmek, hükmetmek, öne geçmek, döndürmek, çevirmek, irca etmek, tefsir etmek, tevil etmek, yorumlamak, uzak ve gizli manalarını ortaya çıkarmak, adamın çoluğu çocuğu ailesi, serap, akraba, taraf( ale firavn)  alet, araç ,bir şeyin kendisi, fotoğraf makinesi, daktilo., makine, akıl, iradesine sahip olmak,  uzuv. .

ZEKÂ : زكا

Bir şey artmak, fazlalaşmak, zengin olmak, işi iyi olmak, ıslah etmek, düzeltmek, övmek, temizlemek, tezkiye etmek, yücelmek, malının zekatını vermek, çift, bereket, büyümek, yetişmek , iyi kalpli olmak, her şeyin halis ve pak olanı, temiz, masum, dokunulmamış, doğruluk, dürüstlük,  günahsız.

TAĞA : طغى)

Haddi aşmak, azmak, çok azgınlık göstermek, su taşmak, deniz coşmak(tusunami),79/37 38,  69/11, birini zalim asi yapmak, isyana zorlamak, azgın, sapık, şeytan, Allah’tan başka tapılan her şey, her sapkınlığın başı, dağın sarp yeri, ifrata gitme, azgınlık , azmak , zülüm etmek , haddi aşma , tecavüz etme , haddi aşmak , azgınlık yapmak , yarılıp çıkmak , su taşmak , azmak , tuğyan etmek , sel birden bire çıkmak , ansızın basmak, şeytan, deniz taşmak, tusunami.

NEBEE:نبئ

Yüksek olmak, haber vermek, hafifçe seslenmek, haber iletmek, bildirmek, soruşturmak, yeni olay, bir yerden diğer yere  girip çıkan açık ve geniş yol, peygamber,  yüce olmak, yüceltilmek , konum ve değeri yüksek olmak. Yeryüzünde çıkıntı, kabartı, yüksek mevki ya da saygınlık, besbelli, apaçık yol. Başka bir bölgeden, toprak parçasından gelen akarsu, Bilgilendirmek, bildirmek, çağırmak, alçak sesle dile getirmek. Bilgi, haber, anons, ilan, duyuru; hikaye, büyük ve önemli haber, kendisinden büyük fayda sağlanan ve ilim alınan haber.
Nebî sözlükte “haber veren; mertebesi yüksek olan; açık seçik yol” anlamlarına gelir.

RAHİKA: رهق

Sefih olmak, ahmak ve vahşi olmak, yaklaşmak, yetişmek, vakti gelmek, bir şeyi bürümek, acele etmek, güç yetiremeyeceği şeyi yüklemek, günah, töhmet, cehalet,

BEDELE: بدل

Bir şeyi diğerine karşılık değiştirmek, karşılığını vermek, değiştirmek, bisiklet pedalı, halef, mafsal  

SEKENE:سكن

Rüzgar dinmek, sakin olmak, mustaripken endişeliyken sakin olmak,sükunet ve kendisiyle sükunet bulunan şey, akıl,hiçbir şeye sahip olamayan yoksul, ikamet etmek, kalıp oturmak, sakin, mesken, can yoldaşı, bereket, teskin eden, miskin, fakir, menzil.

EMERA:امر

Emir, vali, bey, kumandan olmak, emretmek, buyurmak, bir işin yapılmasını istemek, emretmek, talimat vermek, yönetmek, çoğaltmak, tamam olmak, amir, emre uyan, talep, istek, danışmak, meşveret etmek,  kongre, danışma kurulu heyeti. Komuta, yönetici , hakim , otorite ,iktidar ,egemenlik, danışmanlık , istişare ,bekletme, şaşılacak şey, acaib, tuhaf, zor iş, fazlalık, ziyade, bereket. emir, buyruk. hal, durum, iş, olay, konum.

KENEZE: كنز

Yere malı gömmek, saklamak, malı biriktirip yığmak, kabı çok doldurmak, hazine, servet, kış iiçin bastırılıp saklanmış hurma vs., malı malın üstüne koyup muhafaza etmek.

FEALE:فعل

Bir şeyi işlemek. Yapmak, bir şeyin etkisi altında kalmak, yapılmak, işlenmek, bir şeyi uydurmak,yeniden kendiliğinden yapmak, düzmek, reaksiyon, fiil, amel, aktüel, aktif.

ŞEDDE: شدد

Bağlamak, bir şeyi muhkem sağlam bağlamak, kuvvetlendirmek, şiddetli olmak, harfi şeddeli olmak, kemale erme, kuvvet, şiddet, sertlik, güç, sağlam, kudreti büyük,sertlik, katılık, afet,ipi çekmek, sündürmek, ateş yükselmek.

VERAYE: ورى

Bir şeyi örtüp gizlemek, Ateş tutuşmak, cerahat,  kişinin içini berbat etmek, şişmanlamak, şiddetle susamak, gizlemek, arkasında , ardında,  bir haber vs.yi açıklamayıp gizli perdede bırakmak, sözden ilk merhalede anlaşılandan başka şeyi kastetmek.

ĞALEME: غلم

Bulüğ çağına yaklaşmış çocuk, ergenlik çağı,küçük hizmetçi,ücretli kul, büyüme çağı, gençlik,cariye, kurbağa, kamlumbağa, deniz kabarıp dalgaları çoğalmak, terlemek için örtmek, kuyudaki su gözü- membaı, heyecanlı, çalkantılı, doğumdan on yedinci yıla kadar olan dönem, gençlik, genç adam, çocuk.

HAŞEYE: خشي

Huşu, saygıyla karışık sevginin yoğurduğu bir korku halidir, çekinmek,  korkmak, ta’zim ve heybeti ile korkmak, korku konusunda yarışmak.

EVVEL : لاول

Evvel, birinci, sonuncunun zıttı, başlangıç, önce, ilk olarak, tevil, bir şeyi ilmen veya kastedilen manaya çevirmek, asılda, son, netice, sonuç,  dönülen yer, merci, veyl- tehdit ve korkutma, kendini sakın anlamında

YETEME : يتم

Yetim olmak, yalnız kalmak, bir işte gevşek ve kusurlu olmak, bir işten ayrılmak, gam, hüzün, zayıflık, ihtiyaç, babasını kaybetme, babası vefat etmiş buluğ çağına gelmemiş çocuk, emsali bulunmayan yegâne şey.

SEFENE : سفن

Rüzgar yeryüzünü sıyırmak, bir şeyin kabuğunu soymak, gemi, gemicilik-yapımı-işi, sanatı, pek sert deri, bir şeyin dış yüzeyini törpülemek, rendelemek, zımparalamak.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu