Okuyuş

KEHF SURESİ 54 - 56. AYETLER

KEHF SURESİ  54 - 56. AYETLER

29.11.2020

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَيْءٍ جَدَلًا(54

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُٓوا اِذْ جَٓاءَهُمُ الْهُدٰى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْاَوَّل۪ينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا(55

وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَل۪ينَ اِلَّا مُبَشِّر۪ينَ وَمُنْذِر۪ينَۚ وَيُجَادِلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَمَٓا اُنْذِرُوا هُزُوًا(56

54.  Andolsun biz bu Kur'an'da/okuyuşda insanlara her çeşit misali türlü biçimlerde anlattık. Ama insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür.

55.  Kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rabblerinden af dilemekten alıkoyan şey, sadece öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelmesini/kendilerine evvelkilerin sünnetinin gelmesini, yahut azabın göz göre göre/açıkça kendilerine gelmesini beklemeleridir.

56.  Halbuki biz gönderdiğimiz elçileri ancak mübeşşir ve münzir olmak üzere göndeririz/gönderiyoruz. Küfredenler ise hakkı bâtılla kaydırmak/hakkı batılla gidermek için mücadele ediyorlar.  Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıları alaya alırlar.

Kelime Açıklamaları

MENEA :منع

Mahrum etmek, alıkoymak,  önlemek, savmak, geri durmak, korumak, savunmak, kuvvetli ve şiddetli olmak, yapmaması için mücadele etmek, bir şeyin olması imkansız olmak. çok men eden, vermeyen, nehyetme, cimri.

BEŞERA : بشر

Sevinmek, müjdelemek, müjdelemeyi istemek, beşer, insanlık, dış deri, belirti, yağmur müjdeleyen rüzgar, sevinçli haber

RASİLE: رسل

Teenni ile gitme , bir şeyi salmak, bırakmak, tahliye etmek, tutmak, göndermek, yollamak, kendi haline kendi başına bırakmak,  güvenmek, mektup veya elçi göndermek, zorlanmaksızın akıcı konuşmak, mesaj, elçilik, peygamberlik, bir iş de acele ve şiddet yapmayıp teenni ve kolaylıkla davranma, topluluk, sefir, kurye.

BETALE:بطل

Boşa gitmek, batıl, fasit olmak, hükmü düşmek, bozup lağvetmek, ibtal etmek, beyhude, faydasız, hak zıttı.

KABELE:قبل

Bir yeri önüne almak, şuandan önceki, çabuk davranmak, gelmek, kefil olmak, taahhüt etmek, bir sözü kabul etmek tasdiklemek, bir şeyi razı olarak almak, yapışmak, sağlam tutmak, cahil iken arif ve bilgili olmak, yüzünü dönmek, yönelmek,  karşılamak, karşısına  gelmek/dikilmek, ebe, işin evveli, kabiliyet, mesuliyet, güç, takat,  kıble, cihet, yön, Kâbe, gelecek

KARAE:قرا

Okumak, mütalaa etmek, incelemek,  bir şeyi biriktirip bir birini zam ve ilhak etmek, bir araya getirmek, bir şeyi araştırmak, tahkik etmek, tilavet, tilavet olunan satır ve sahife, seferinden geri dönmek, toplamak, harf ve kelimeleri bir araya toplamak, Kuranı kerim, ders

HEDEYE: هدي

 İrşad etmek, doğru yolu göstermek, hediye vermek, bir adamın bulunduğu hal durum, gündüz, yol, yürürlükte olan yol, sulh yapmak. rehber,  mürşit, kurbanlık hayvan, yol, yön, cihet, misli. kılavuz olmak, uğurlamak, yola rehberlik etmek, yönlendirmek, doğru yolu - yönü izlemek; doğru yola yönlendirilen, hidayet edilen; doğru yol, yön, yöntem, davranış biçimi. Hediye.

ĞAFERA:غفر

Bir şeye onu kirden koruyacak elbise giydirmek, Allah günahını cürmünü örtüp affetmek, bir işi ıslah etmek, kadının baş örtüsü, miğfer, dağın tepesi, elbise pürüzü, bulutun üzerinde bulut, seciye, haslet, af ve mağfiret, çokluk, fazlalık,  esmadan, bağış,

SARAFE: صرف

Bir şeyi çevirmek, bir halden başka hale çevirmek,  döndürmek, işçiye yol vermek, harcamak, kelimeleri birbirinden çekim yapıp türetmek, açıklamak, beyan etmek, tekrar tekrar açıklamak, izah etmek,  işe yön vermek, idare etmek,  ayrılmak, vazgeçmek, terk etmek, sarraf, halis, sırf, kırmızı boya, kurşun, tecrübeli görmüş geçirmiş, tövbe, köpüğü durulan –sakinleşen süt.

HEZEE: هزا

Alay etmek eğlenmek, hafife almak, maskaralığa almak,  bir şeyi kırmak, şiddetli soğuğa girmek, içinde serap olup aldatan çöl, ölmek, gülünç duruma düşürmek.

CEDELE:جدل

Kuvvetlenmek, özlenmek, örgüyü ipi muhkem bükmek, mücadele ve münakaşa etmek, düşmanlığı artmak, saçı örmek, yıkılmak, sert ve uzun kemik, kabile, taraf, hal, yol , kuş kafesi, semt, cihet, 

SENNE: سن

Bıçağı bilemek, yolda yürümek, bir işi izah ve beyan etmek, sünnetiyle amel etmek, amel etmek, uymak, dişlenmek, yola süluk etmek, yüzün görünen yeri yahut dairesi, siret, tarikat, tabiat, cibillet, şeriat,  şeriatta sünnet, diş bilemek, diş, yönelinen yol, yüz çehresi, yasa, değişim.

DEHAZA : دحض

Delil –hüccet batıl olmak, batıl delil, kaygan yer, sürekliliği olmayan, çürük, güneş batmaya yüz tutmak, ayağı sürçüp kaymak, delil ve hücceti iptal etmek, ortadan kaldırmak.

Önceki Sonraki

Yorum Yapınız

Güvenli Kodu : Güvenlik Kodu