Okuyuş

Allah Ne Diyor, Biz Ne Yapıyoruz?

Allah Ne Diyor, Biz Ne Yapıyoruz?

14.12.2018

Öyle bir din düşünün ki kutsal kitabı hep birlikte Allah’ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra çekişmeye girip fırkalar (mezhepler) halinde parçalananlar gibi olmayın diyecek ama inananlar bunca fırkaya ayrılıp ayrılığa düşecek ve kendileri gibi düşünmeyenleri din dışı ilan edecekler. Kimi mezhep ve tarikat mensupları, başka mezhep ya da tarikattan olan ve namazda imamlık yapan birinin arkasında namaz kılmıyor ve başka mezhebe bağlı Müslümanlar ile aynı safta namaza durmuyorlar. Hatta kimi zaman birbirlerini Müslüman olarak dahi görmüyorlar. Durum bu kadar vahim.

Kur’an’da peygamberimize: “Dinlerini parça parça edip fırkalara, hiziplere (mezheplere) bölünenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” (En’am Suresi 159) denilir. Buna rağmen birileri kalkıp “mezhepsiz din olmaz” der ve hatta mezhebinin görüşlerini Allah’ın sözlerinin önüne geçirirler. Oysa Allah daha önceki peygamberleri ve inananları uyardığı gibi bizleri de uyarır: “Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!” (Şura Suresi 13).

Allah, insanlığın vahiy ile müşerref olduğu ilk günden son nebi Hz. Peygambere gelen son vahye kadar kendisine teslim olan kullarını göndermiş olduğu kitap ve sayfalarda “Müslüman” olarak tarif etmiştir. Buna rağmen inananların çoğunluğu bu şerefli isim ile yetinmeyip bunun önüne, arkasına ekler koymuş ya da falanca mezhebe, filanca tarikata veya cemaate bağlı “Müslümanlar” olarak kendilerini ifade etmişlerdir. Bu da yetmezmiş gibi insanları din adına Allah’ın Kitabı’na davet edenleri, geçmişten beri gelen dini geleneği inkâr etmekle ve sapkınlıkla suçlayarak çoğunluğun duygularını istismar etmiş ve Kur’an’a davet eden inananları dinden çıkmakla ve Allah’ın Resulü’nü devre dışı bırakmakla itham etmişlerdir.

Oysa Allah’a gerçek anlamda teslim olmuş bir inananın kazanabileceği en şerefli sıfat Müslüman, illa bir şey ile anılacaksa birlikte anılacağı en şerefli şey de Kur’an’dır. Ayetler açık bir şekilde durumu özetliyor bize: “Allah uğrunda O’na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim’in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap’ta da “Müslümanlar” diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O’dur sizin Mevlâ’nız. Ne güzel Mevlâ’dır O, ne güzel yardımcıdır O!” (Hac Suresi 78).

Bugün tüm dünyada Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntı, sancı, bilgisizlik ve yozlaşmaya bakınca, yabancı bir insanın Müslüman olmasını gerekli kılacak ne var? Kur’an dışında hiçbir şey yok aslında. Müslümanların geneline bakarak kolay kolay Müslüman olmaz hiç kimse. Olsa da tam anlamıyla özümseyemez. İslam ile anılacak en son şey terör ve şiddet olması gerekirken bugün “İslam” denilince akla ilk gelen şey bunlar oldu. Tüm kutsal kitaplar: Öldürmeyeceksin (Tevrat/Çıkış 20:13). Öldürmeyeceksin (İncil/Luka 18:20). Allah’ın saygıya layık kıldığı cana kıymayın. (İsra Suresi 33) diyorken mensuplarının eylemleri bu dinlere fatura edilebilir mi? Maalesef ediliyor. Allah böyle söylüyor ama buna rağmen kimi mensupları, haksız yere insanları katlediyor.

Edinilen verilere göre bugün tüm dünyada her gün yaklaşık bin Müslüman katlediliyor. İşin daha da acı kısmı bu katliamların %90’ının failleri yine “Müslümanlar”. Kısacası her gün dokuz yüz civarı Müslüman yine Müslüman olanlar tarafından katlediliyor. Sormak gerekir: Bu nasıl Müslümanlık? Bu hangi İslam? Hiç şüphe yok ki bu İslam, Kur’an’ın ortaya koyduğu, peygamberimizin tebliğ ettiği ve bizzat yaşayarak örnek olduğu din değil. Din adına uydurulan şeyleri savunanlar, tüm bu katliam ve cinayetlerin ortağıdırlar.

Kur’an: “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp hevanıza (tutkularınıza) uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi 135) şeklinde uyarılarda bulunur. Buna rağmen birçok Müslüman adaletten sapar, haksızlık ve zulme bulaşır, yakınlarını kayırır.

Kur’an: “…Allah, aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder!” (Yunus Suresi 100) der. Buna rağmen çoğu inanan, akılla dinin anlaşılmayacağını, düşünmeden, sorgulamadan, Allah’ın vahyini okuyup öğrenmeden sadece anlatılanları kabul edip uygulamamız gerektiğini savunur. Bugün İslam dünyasının içinde bulunduğu içler acısı tablonun en öncelikli sebebi, Allah’ın insanda yaratmış olduğu akıl ayetinin dikkate alınmaması ve indirmiş olduğu vahiy ayetlerinin gereken itibarı görmemesidir.

Kur’an: “Yaratan Rabbinin adıyla oku! İnsanı, embriyodan/ ilişip yapışan bir sudan yarattı. Oku! Rabbin en büyük cömertliğin sahibidir. O’dur kalemle öğreten! İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak Suresi 1-5). “Okuyup araştırdığınız şeylere, öğrettiğiniz şu Kitap’a dayanarak benliklerini Allah’a adamış kullar olun.” (Ali İmran Suresi 79). “O halde, iyice araştırın, anlayın dinleyin…” (Nisa Suresi 94). “İyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık.” (En’am Suresi 98) der. Buna rağmen rivayet kültürünü Kur’an’ın önüne geçirenler tarafından okuyup araştırmak, meseleler üzerine kafa yormak ve gerçeği kavramak üzerine düşünmek değil, anlatılan şekli ile kabul ederek taklit etmek tavsiye edilir. Yine özellikle birtakım asılsız hadis rivayetlerinden hareketle kadınlara okuma yazma öğretilmemesi ya da bir şekilde toplumun dışında bırakılarak evlere hapsedilmeleri söylenir.

Yine Kur’an ayetlerinde “Bakışlarınızda ölçülü olun”, “İffetinizi koruyun”, “Çirkin işlerden uzak durun”, “Nefsinize hâkim olun” türünden birçok uyarı yapılır ama tüm bu uyarılara rağmen etek boyu biraz kısalınca birileri yoldan çıkıp sapkınlığa ve tecavüze yeltenir. Bir de utanmadan bu durum bahane edilir. Birileri de çıkıp aynı şekilde utanmadan: “Öyle giyinmeseydi hak etmeseydi” der. “Mini etek giyme, tahrik etme” diyenler bir de dilleri ile tecavüz ederler. Hiçbirimiz bir kadının sokakta çıplak gezmesini istemeyiz ama kadın çıplak da gezse Müslümanım diyen biri, insanlıktan taviz vermemesi gerektiğini bilmelidir.

Yine Kur’an ayetleri, samimiyet ve takva ile Allah’a kulluk edin, Allah sakınanları sever der ama dine inandığını söyleyen bazı kişiler riyakârlık ve içten pazarlıkla dünya hesabına, makam ve kariyer sevdasına düşerler. Dosdoğru yol üzerinde olun, iyi ve güzel olana özendirin, kötü ve çirkin olandan sakındırın, daima şükredin, barışı esas alın, affedin, ahlaklı ve faziletli olun, güvenilir olun, güzel söz konuşun der ama mensupları dünya menfaati için birbiri ile çekişerek Allah’ın sınırlarının dışında gezinir.

Peki, bu kadar güzel ve yaşanabilir bir dinimiz varken nasıl oluyor da dini doğru bir şekilde bilmiyor ve yaşamıyoruz? Çünkü Kur’an’ı tek ölçü kabul etmiyor, ayetlerini gerektiği gibi dikkate almıyoruz. İnananlar olarak Rabbimizin sözlerine sarılmak ve o sözler ile uyarıda bulunmak durumundayız: “Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur’an’la uyarmaktan vaz mı geçelim?” (Zuhruf Suresi 5).

1 Ali Şeriati, Dine Karşı Din, çev: Doğan Özlük, Ankara 2015, s. 122-125

Emre DORMAN

Önceki Sonraki